image

PeyamaKurd - Orta Doğu’da çözüm bekleyen sorunların başında kuşkusuz Suriye’deki başat problemler geliyor. Rusya, İran ve Türkiye’nin beklentileriyle çalkalanan Suriye’de, kısa vadede herhangi bir çözüm ise görünmüyor.

Terör örgütü IŞİD’in, 2015 yılında Suriye ve Batı Kürdistan’daki hakimiyetine müdahale eden ABD ve Kürt müttefikleri örgütün gücünü sıfır derecesine indirdi. Kürtlerin bu muazzam mücadelesi ve Koalisyon öncülüğündeki ‘bölgesel güç liderliği’ ABD’nin, Kürtlerle müttefik olmasını da beraberinde getirdi. Ayrıca Kürtlerin başarısı, Suriye’de en azından Kürt bölgelerinde de facto modelinde söz sahibi olmalarının da kapısını araladı. 

“Cenevre görüşmeleri bugüne kadar verimsiz olsa da devam ediyor” 

Bu gelişmeleri yerinden takip eden Türkiye ise karşı atağa geçerek Rusya ve İran ortaklığını seçti. Bu çerçevede başlayan Astana süreci, ABD ve müttefiklerini bölgede etkisiz kılma girişimlerinin ötesine gidemedi, herhangi bir çözüm üretemedi.  

Türkiye, Rusya ve İran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı maddesi şartlarının uygulanması için Suriye’deki siyasi süreci destekleme çağrısı yaparken, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine bağlı olduklarını, ABD ile müttefiklerinin Suriye’de bir 'Kürt devleti’ kurmak istediklerini ama buna izin vermeyeceklerini özellikle belirttiler.

Bu stratejilerini, BM’nin insiyatifinde gelişen Cenevre görüşmelerindeki taraflara da bir nevi kabul ettirdiler. Türkiye’nin muhalefet üzerindeki etkisi, Rusya’nın da rejim üzerinde söz sahibi olması ve Cenevre görüşmelerinin istikametini tayin eden iki ana güç gibi görünmeleri BM’yi de etkilemiş olacak ki görüşmeler bugüne kadar, verimsiz de olsa devam etmektedir.

“Kürtlerin tam temsiliyet hakkı bulunmuyor” 

Ancak Cenevre görüşmelerinden çözüm beklemek, öküzün altında buzağı aramaya benzemektedir. Çünkü hakimiyet tamamen Rusya, Türkiye ve İran gibi baskıcı ülkelerin insiyatifinde gelişiyor. Birleşmiş Milletler, Cenevre’de sadece gözlemci konumunda bulunuyor. 

Diğer yandan Suriye’de başarı üstüne başarı elde eden Kürtlerin, gerekli temsiliyet hakkı ise bulunmuyor. Bu bağlamda yarın Cenevre’de yapılacak olan toplantıya ENKS adına bir Kürdün katılması ortadaki gerçeği değiştirmiyor. Kürtler, eğer gerçek manada toplantıya katılacaklarsa yeterli derecede temsil edilme güçleri ve hakları olmalıdır. Bu konuda Kürt taraflar hemfikirdir. 

Ancak Türkiye’nin, ENKS’nin PYD ile geliştirdiği birlik görüşmelerinden sonra tavrı değişmiş durumda. Bu durum yarın yapılacak olan toplantıya da yansıyabilir. Cenevre görüşmelerinin en az 1 hafta devam edeceği söyleniyor. 

Söz konusu toplantıda ana maddelerin yanı sıra, şu soruların üzerinde de kesinlikle tartışılacağı ifade ediliyor.

  • ENKS adına toplantıya katılacak olan isim yarın yapılacak olan toplantıda, Kürt katılımcıların sayısının daha fazla olmasını talep edebilecek mi?
  • ENKS, PYD ile yaptığı birlik görüşmelerinde Kürtlerin ne ya da neler istediğini tam manası ile toplantıda dile getirebilecek mi?
  • Türkiye’nin, yaşanan son gelişmelerden sonra ENKS’den herhangi bir beklentisi olacak mi? Ya da ENKS, Türkiye’ye karşı bir tavır alabilecek mi?” 

“Kürdistan Bölgesi’ndeki provokasyonların amacı ne?” 

Fakat Cenevre’de yapılacak Suriye toplantısı öncesi Kürdistan’da vuku bulan provokasyonlara değinmek daha sağlıklı bir sonuca varmamıza vesile olacaktır.

Bilindiği üzere Batı Kürdistan’daki Kürtler, ABD öncülüğünde bir araya gelerek ‘birlik, ittifak ve diyalog’ süreci başlatmış bu konu üzerinde de önemli adımlar atmışlardı. Öyle ki; Kürt taraflar, görüşmelerin olumlu geçtiğini ve gerçek anlamda bir araya gelerek siyaset üretebildiklerini kamuoyuna deklare etmişlerdi. 

Bu girişimlerden rahatsız olan kesimler, ittifakı bozmak için önce provokasyonlar tesis etmiş daha sonra bu provokasyonları ‘şiddetli eylem biçimine’ dönüştürerek;  neredeyse her gün bir Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bürosunu yakmaya başlamış, büro duvarlarına yazılar yazmış ve Kürdistan Bayrağını yakacak boyutta kontrollerini kaybetmişlerdir. 

Aynı şekilde Kürtlerin birlik görüşmelerinde olumlu ortak kararların çıktığını gören kesimler, Cenevre görüşmeleri öncesi dün Güney Kürdistan’da kendilerine yakın halkı bir şekilde organize ederek ‘hükümet istifa’ sloganları attırmışlardır. 

Aynı kesimler, Türkiye’nin PKK’ye olan saldırılarında ‘Kürdistan Bölgesi Hükümetini’ suçlu göstererek kendi çıkarları için halkı tekrar yanlış yöne çekmeyi hedef görmüşlerdir. 

“Cenevre doğru okunursa Kürtler için iyi bir diplomasi adımı olabilir”

Cenevre görüşmelerinde istedikleri biçimde istikamet tayin eden Rusya, Türkiye ve İran, Kürdistan’daki provokasyon girişimlerinde başat rol oynamaktadırlar. Çünkü Kürtlerin, uluslararası mecrada, uluslararası güçlerin garantörlüğünde temsil edilmesi  hiçbirinin işine gelmemektedir. 

Kürtlerin değer kazanıp ellerinin güçlenmesi bölge dinamiği ve statükosunu değiştireceği için ‘konjonktürel ittifak içinde olanlar’ ABD, Koalisyon ve Kürtlerin terör örgütü IŞİD’e karşı verdiği mücadeleyi destekleyen ülkelerin kararlarını da es geçmektedirler. 

Cenevre’de yapılacak görüşmeler ne kadar önemli ve geçerlidir bunu elbette zaman gösterecektir. Ama temsiliyet için Cenevre süreci iyi okunursa, Kürtler için önemli bir diplomasi adımı olabilir. Süreç iyi okunmazsa kazanımlar da tersine dönebilir.