image

PeyamaKurd - Fransa cumhurbaşkanı bölgeyi şekillendirmek için girişimde bulunuyor. Peki erişim alanı, yapabileceklerini aşıyor mu?

Fransızlar Orta Doğu'ya geri döndü ya da en azından öyle görünüyor. Bu günlerde Rusya ya da Çin’in adı ABD'nin terk edeceği iddia edilen Orta Doğu'daki boşluğu doldurmakla ilgili tüm konuşmalarda geçiyor. Ama artık Fransa da bu konuşmaların bir parçası olmak için bir teklif veriyor. 

Foreign Policy dergisi yazarın Steven A.Cook dün kaleme aldığı, “Macron, Orta Doğulu bir süper güç olmak istiyor” başlıklı analizinde Fransa’nın Libya, Doğu Akdeniz ve Türkiye ile olan ilişkisini ele aldı. Yazar Cook ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un güncel politikası ve Türkiye ile olan diplomatik ilişkisini ele aldı. 

“Mülteciler, enerji ve Türkiye…” 

Geçtiğimiz ay içinde Emmanuel Macron iki defa Lübnan'ı ziyaret etti. Macron, Irak Cumhurbaşkanı Barham Salih, Başbakan Mustafa Kazimi ve Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüştü. Macron ayrıca, Doğu Akdeniz'e bir helikopter gemisi ve fırkateyn de dahil olmak üzere deniz birimlerini konuşlandırarak bölgedeki Fransız askeri varlığını güçlendirdi.

Fransız politikacılar, Fransa'nın Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz'de bir güç olmaya devam ettiği kurgusunu uzun süredir sürdürüyorlar. Çeşitli ülkelere çok pahalı silahlar satıyorlar, Amerikalılar ve İngilizlere çeşitli askeri operasyonlarda (Irak'a Özgürlük Operasyonu olmasa da) katıldılar ve özellikle Kuzey Afrika'da terörle mücadele operasyonlarına katıldılar. Fransa cumhurbaşkanı ara sıra İsrailliler ve Filistinliler arasındaki çatışmaya bir çözüm bulma kararlılığını da ilan ediyor.

Görünüşe göre Fransızlar birbirine bağlı bölgelerdeki rolleri konusunda daha ciddiler. Macron, Fransa'nın bölgeye düzen ve istikrar getirmek için gücü kullanmaya istekli olduğunu iddia ediyor. Peki neden değişim? Birkaç kelimeyle anlatırsak: “Mülteciler, enerji ve Türkiye…” 

Fransızları Lübnan'da yönlendiren de kısmen mültecilerdir. Tabii ki ülkenin eski sömürge gücü olarak Fransa, Lübnan'ın çöküşüne nostaljik sorumluluktan yanıt veriyor olabilir. Ve Macron, sorunu üstlenmeye istekli tek Batılı lider olduğu için kesinlikle övgüyü hak ediyor. 

Ancak bu sorunun bir kısmı, Avrupa'da yeni bir Lübnan diasporasının ortaya çıkması ihtimalini de içinde barındırıyor. Çok uzun zaman önce bir Suriyeli mülteci  dalgası  Avrupa siyasetini sarstı ve çeşitli ülkelerdeki sağcı milliyetçi ve neo-Nazi partilerin başarısına katkıda bulundu. Macron, 2022’de yeniden seçilmek için yeni bir mülteci dalgasından kaçınmak istiyor.

“Türkiye, Fransa için bir problem” 

Libya, Irak, Lübnan ve Kıbrıs sularının altında yatanların Fransızlar için büyük ilgi uyandırdığını unutmamak da önemlidir. Libya, Afrika'daki en  büyük petrol rezervlerine ve beşinci en büyük doğal gaz rezervlerine sahip ülke. Bu nedenle Fransız enerji şirketi Total neredeyse yetmiş yıldır Libya'da faaliyet gösteriyor. Irak'ta, aynı firma  Halfaya petrol sahasını işleten bir konsorsiyumda yüzde 22,5 hisseye ve Kürdistan Bölgesi’ndeki bir arama bloğunda yüzde 18 hisseye sahip. 

Aynı zamanda, bol miktarda enerji kaynağı olduğuna inanılan, Lübnan sularının hemen yanında bulunan Kıbrıs'ın güney kıyısı açıklarında gaz arama çalışmalarına da katılıyor. Fransızlar, bölgesel meselelerde - özellikle Filistin ve Irak'ta - Amerika Birleşik Devletleri'nden sık sık farklı oldukları için, Orta Doğu'da ilkeleri ve insan haklarını korumakla ün kazandılar. 

Türkiye, Fransa için bir problem. İki ülke arasındaki yaklaşım Macron’un, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için barındırdığı hoşnutsuzluğun, Erdoğan’ın ise Fransız mevkidaşına yönelik takındığı düşük saygının ötesine geçiyor. 

Fransa - diğer bazı üyelerle birlikte - Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılma kararlılığına uzun zamandır şüpheyle bakıyor. Türkiye'nin şu anda kendisini üyelikten diskalifiye eden demokratik açıklarını bir kenara bırakırsak Fransız yetkililer, AB'nin, münhasır bir kurumdan ziyade, Türkiye'nin asla hak kazanamayacağı, ağırlıklı olarak Hristiyan ülkelerden oluşan bir kurum olması gerektiği görüşünde. 

“Türkiye artık daha milliyetçi ve daha İslamcı olarak görülüyor” 

Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) mevcut politikaları meselelere yardımcı olmuyor. Batı'daki pek çok kişi artık Türkiye’yi Müslüman dünyasında yenilikçi, şeffaf ve liberal siyasetin öncüsü olarak değil daha otoriter, daha milliyetçi, daha saldırgan ve daha İslamcı olarak görüyor. Elbette, Türk hükümetinin mültecileri serbest bırakma tehdidi Avrupa'da pek çok dost kaybetmesine sebep oldu.

Bu sorunlara Türkiye’nin Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz'e yönelik agresif yaklaşımı da ekleniyor. Fransa açısından, Kıbrıs'ta Türk doğalgaz arama çalışmaları bir AB üyesi ülkeyi ve Fransızların ticari çıkarlarını tehdit ediyor. Ankara’nın, Trablus'taki hükümete verdiği destek, Fransa'nın mültecileri kontrol altına alma arzusuna ters düşüyor. Libya, olduğu gibi Türkiye'nin müvekkil bir devleti haline gelirse, Fransız yetkililer Total şirketinin Trablus'la olan uzun ilişkisini merak edeceklerdir.

Fransız-Türk trajedisinde en büyük pay Akdeniz'de. Fransa'nın Türkiye'nin hem Kıbrıs'a hem de Yunanistan'a yönelik zorbalığına duyduğu öfke, Ankara'nın 2019'un sonlarında Trablus'un Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı denizcilik anlaşmasıyla doğrudan ilgilidir. Yunanistan ve Kıbrıs ile bağların sıkılaştırılması ve son zirvede Türk hükümetini sansürlemeye yönelik başarılı diplomatik çabalar Ankara’nın diplomasisine darbe oldu.

“Doğalgaz, münhasır ekonomik bölgeler ve adalar…” 

Son zamanlarda doğalgaz, münhasır ekonomik bölgeler, adalar üzerindeki çatışmalar hakkında pek çok yorum yapıldı bu doğru. Ancak karmaşık durumlarda tıkanmak kolaydır. Başka bir açıdan bakıldığında Fransa’nın Doğu Akdeniz'de aldığı önlemler ve bölgede düzeni sağlama politikası Türkiye ile rekabet eden büyük bir güç olması nedeniyle gerçekleştirmiştir. 

Bu eksende ortaya çıkan Fransız liderliğindeki koalisyon etrafında çeşitli ülkelerin bir araya gelme biçimleri göz önüne alındığında, şu ana kadar Fransa’nın üstünlüğü var gibi görünüyor.

Macron, Lübnan karmaşasına izin vermediği, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs-Yunan haklarını desteklediği ve komşularına baskı yapmaya alışmış Türkiye'ye karşı çıktığı için övgüyü hak ediyor. Yine de Macron’un, Türkiye'ye karşı çıkmanın ötesinde bölgede bulunan Fransız gücü ile ne yapmak istediği hiç de net değil. 


Çeviri | PeyamaKurd