image

PeyamaKurd - Irak’taki mevcut sorunların başında Erbil ile Bağdat arasında yaşanan problemler gelmektedir. Söz konusu olan bu sorunların en önemlisi ise Kürtlerin, kaderini belirleyecek olan 140. maddedir. Çünkü 2005 senesinde anayasaya geçen 140. maddenin hiçbir fıkrası günümüze kadar uygulanmış değil. 

​Burada mesele her ne kadar Bağdat ve Erbil arasında görünüyor olsa da asıl engelleyici gücün İran, İran yanlısı paramiliter güçler ve İran yanlısı taraflar olduğu bilinmelidir. Kürtler, bu gerçeği 16 Ekim 2017 tarihinde yoğun bir biçimde deneyimlemişti. 

Her ne kadar 16 Ekim girişimlerine Kürtlerin bağımsızlık referandumu gerekçe olarak gösterilse bile bu tez doğruyu yansıtmıyor. Çünkü referandum olmasaydı bile İran ve İran yanlısı taraflar Kürtlerin statüsünü daraltmaya zaten karar vermişlerdi ve buna Türkiye de dahil edilecekti. 

​Bağımsızlık referandumu ve 16 Ekim saldırılarının ardından ABD ve uluslararası koalisyonun desteği ile Erbil ve Bağdat’ın arasındaki problemlerin yasal zeminde çözülmesi için tekrar diyalog başlatıldı. 

​İşte bu temelde de Şengal’de küçük ama bir o kadar da önemli adım atıldı. Geçtiğimiz gün Irak ve Kürdistan Bölgesi Hükümeti arasında yapılan anlaşmaya göre Şengal’in etrafı Bağdat ve Erbil tarafından koordineli bir biçimde idare edilecek. Duhok, Erbil ve Süleymaniye’de hala çadır ve konteynırlarda yaşayan 200 binin üzerinde Ezdi de topraklarına dönmüş olacak. 

Kazimi, “Şengal’i, Barzani’ye sattı” yaygarası’

​ABD, Avrupa ve birçok Arap ülkesinin desteklediği anlaşmaya İran tarafından yönlendirilen Haşdi Şabi, Irak Hizbullah Birlikleri, YBŞ ve KCK yaptığı resmî açıklamalar ile karşı durdular. Haşdi Şabi, Mustafa Kazimi’ye yönelik, “Şengal’i, Barzani’ye sattı” gibisinden yaygara kopardı ve taraftarlarını açıkça galeyana getirdi. Akabinde çok gecikmeden Bağdat’ta KDP’nin ofisi ateşe verildi. Bu saldırı ile beraber Haşdi Şabi, tartışmalı bölgelere ise yeni kuvvetler yerleştirdi. 

​Haşdi Şabi ve taraftarları, Kürtlere sıcak bakan suni Araplara da daha önce görülmemiş biçimde saldırmaya başlayarak, Selahaddin vilayetinde 12 kişiyi kaçırdıktan sonra yaşlı, genç demeden 8 kişiyi infaz etti. 

​KDP ofisinin yakılması ile Selahhadin’deki katliam Kürtlere yönelik düşmanlığın en görünür ve en güncel tanımlarından biri haline geldi. Nerdeyse tüm dünya ülkeleri, kurumlar, uluslararası kamuoyu vb… kuruluşlar Kürdistan Bayrağı’nın yakılması ve KDP binasının ateşe verilmesini kınadı. Hatta ABD, Irak’a nota göndererek ülkedeki İranlı milisleri derhal kontrol altına alın ültimatomu verdi.

'Haşdi Şabi ve Irak Hizbullah’ın YBŞ ile PKK’den beklentileri'

​Bölgede yaşanan olaylar sadece Haşdi Şabi ve Şii paramiliter yapılanmaların girişleri ile sınırlı değil. PeyamaKurd’un bölgedeki güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Haşdi Şabi’nin bölgede bulunan bazı askeri yetkilileri Yekîneyên Berxwedana Şingal’i (YBŞ) taaruza geçmeye davet etti. 

​Haşdi Şabi ve Irak Hizbullah’ı YBŞ ve PKK kanadından bunu açıkça isteme yetkisini kendinde görmektedir. Çünkü YBŞ aynı zamanda, 3-4 bine yakın bir birliğe sahip ve HaşdiŞabi ile Kandil’e bağlı bir oluşumdur ve 3-4 bin kişinin maaşları da Bağdat kanadından aksamadan gelmektedir. 

​Ne düşündürücüdür ki Kürdistan’ın bütçesini kesintiye uğratan, vermeyen Bağdat, YBŞ’nin maaşlarını kesintisiz olarak vermekte ve buna devam etmektedir. 

​YBŞ aynı zamanda, Nuri Maliki ve Haydar Abadi başbakanlığı döneminde Erbil hükümetine karşı kullanılan bir kart idi. 

PeyamaKurd’e gelen başka bir bilgi de ise YBŞ’nin, Şengalcivarında bir provokasyon hazırlığı içinde olduğu yönünde. 

​Bu saldırı ise KDP’nin, Bağdat’taki ofisini yakmasına benzemeyecek bir türden. Çünkü burada kardeşlerin birbirlerine karşı savaşması söz konusu. Yine güvenilir kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre KDP, Şengal anlaşması zamanında tatbik edilmese bile olası bir provokasyon ve savaşın önüne geçilmesi için elinden gelen tüm imkanları seferber etmiş durumda. 

KCK’nin yaptığı açıklama da söz konusu provokasyonları körükleyen bir açıklama niteliğinde idi. (Kaynak haber linki

PKK medyasının Türkiye’yi yaşananlara dahil etme çabası” 

​Tüm bu vahim hadiseler yaşanırken PKK medyası, Şengal ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Türkiye’yi de olaya dahil etmeye çalışıyor. Oysa Türkiye’nin yapılan anlaşma ile uzaktan yakından herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. 

​PKK medyası aynı zamanda Türkiye’yi, Şengal anlaşması ile ilişkilendirmek için Ovaköy Yeni Sınır Kapısı’nı gündeme getiriyor. Bunu yaparken de Ankara’nın hayalindeki haritayı okurlarına sunarak hem yaşanan olayları kışkırtıyor hem de KDP üzerine yüklenerek geleneksel ‘kara propaganda üretme’ stratejisine devam ediyor.  

​Söz konusu haritalar, Türkiye sınırından Şengal’e kadar (tartışmalı bölgeler) Kürt hükümetinin kontrolünde olmayacak biçimde sunuluyor. Oysa Türkiye sınırından tartışmalı bölgelere uzanan güzergahın en az 60 km’si Peşmerge güçlerinin kontrolünde yer almaktadır. Yani o harita PKK medyasının sunduğu gibi kolay kolay yarılacak bir güzergâh değildir. 

​Kaldı ki söz konusu proje, 90’lı yıllarda Türkiye’nin hayalinde olan ama bir türlü gerçekleşmesi mümkün olmayan bir proje olarak kayıtlardaki yerini almıştır. Çünkü bu proje hem güney Kürdistan’ı hem de Batı Kürdistan’ı by-passetmek ile beraber Güney ile Batı’nın birbirinden koparılması anlamına gelmektedir. 

​PKK medyası da Şengal’de varılan anlaşmayı kabullenemeyerek söz konusu haritayı gündeme getirerek orada bulunmak isteyenlerin hayallerini tazeliyor. Fakat Kürdistan Bölgesi ile Irak arasında varılan anlaşma uluslararası kamuoyu ve devletler tarafından desteklenerek onay gördü. 

Birleşmiş Milletler de bir bakıma bu anlaşmanın arka planındaki garantörü olarak varlık edindi. 

​Bu anlaşma ile Şengal, sadece bir toprak parçası ve acılar ile filizlenmiş coğrafya değil acılarına rağmen topraklarına dönen ve o toprakları yeniden yeşillendirecek insanların coğrafyası olacaktır.