image

PeyamaKurd - Son günlerde Süleymaniye’nin Piremegrun, Kifri, Seyid Sadık, Halepçe, Çemçemal ve diğer bölgelerinde yaşanan gösteriler, her ne kadar ertelenen maaşlar, ekonomik kriz ve altyapı yetersizliği gibi nedenlerden dolayı yapılsa da zamanlama ve hedef seçilen konumlar amacın çok farklı olduğunu ortaya koyuyor

‘Yaşam şartlarını iyileştirme’ adı altında yaşanan ‘sözde’ protestolar, kaotik bir ortama dönüştürülmüş durumda. Yaşanan olaylar neticesinde bir okuma yapıldığı takdirde söz konusu olayların ‘göründüğünden ya da yansıtıldığından’ çok çok farklı niyetler barındırdığı açıkça görülmektedir.

“Şengal anlaşması ile Bağdat’ta yapılan İran, PKK ve Lahor Talabani görüşmeleri”

Şengal Anlaşmasının aktif hale gelmesi ve uygulanmaya başlaması olayların tetiklenmesindeki en önemli faktörlerden biri. Bu konu atlanmayacak derecede önemlidir.

Dikkat edildiğinde görülecektir ki gösterilerde hedef alınan KDP ve Kürdistan Hükümeti’dir. Fakat ilginç olan KYB, Komel, Yekgirtu ve Goran binalarının da yakıldığıdır. Bunun nedeni ise Erbil ile Irak arasına varılan Şengal anlaşmasıdır. 

Güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere göre, Süleymaniye’deki olayların perde arkasında Kasım Süleymani’nin halefi olan İsmail Kaani, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) bir kanat (Lahor Cengi’nin ekibi) ve PKK’nin geçtiğimiz haftalarda Bağdat’ta yaptığı görüşmeler bulunuyor. İran, Erbil ile merkezi hükümet arasında yapılan Şengal Anlaşması'ndan çok rahatsız ve uygulanmaması için her yolu denemekten kaçınmıyor. Çünkü Tahran, anlaşma gereği o bölgede yakından çalıştığı Haşdi Şabi ve PKK’nin bölgeyi terk etmek zorunda olduğunu iyi biliyor.

Söz konusu görüşmelerde PKK, Şengal’den çıkmaması karşılığında Kürdistan Bölgesi’nde kaos çıkaracağı garantisini verdi. İran ve Lahor Talabani ise bu teklifi kabul etti.

Süleymaniye endeksli parti grup ve yapılanmalar Tahran’ın etkisi altındadır ve bu inkar edilemez bir realitedir. Ayrıca İran, Süleymaniye’de etkin olan yapılar üzerine büyük bir güce sahiptir. Tahran, dilediği zaman belirlediği hedefe göre herhangi bir yapılanmayı faaliyete sokma kapasitesine sahip bir ülkedir. 

İran, Donald Trump’ın kaybetmesi ve Joe Biden’in seçilmesinin ardından bölgedeki nüfuzunu tekrar kazanmak için ‘hızlı hamleler’ yaparak eski gücüne kavuşmayı yeğliyor. İran; Irak ve Kürdistan’daki halefleri ile beraber harekete geçmiş durumda. Süleymaniye’de yaşanan olaylar İran’dan bağımsız değil.

“Gösteriler neden Bağdat’ta yapılmıyor da Kürdistan Bölgesi Hükümeti hedef alınıyor?”

Süleymaniye’de yaşanan kaos gösterileri, geçim sıkıntısı ve ekonomik iyileşmenin çok üzerinde bir olaydır. Çünkü ekonomik iyileşmeden kasıt sadece Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik şartlarına düğmeli bir durum değil.

Hükümet, 2014 senesinin başlarından bu güne memurların, emeklilerin, Peşmergenin ve birçok kurumun maaşlarını vermekte problemler yaşıyor. Bu durum yeni olan bir şey değil. Çünkü Bağdat Hükümeti 2005 yılından bu yana Kürdistan Bölgesi’ne ödemesi gereken bütçeyi sağlıklı bir şekilde yollamıyor. Bağdat’ın, maaş ve bütçe göndermemesi de krizlere neden oluyor. Ayrıca ekonomik problemler İran’dan bağımsız değil, İran etkili bir faktördür.

Bugün Süleymaniye’de Kürdistan Bölgesi Hükümetine yönelik düşmanca provokasyonlar düzenleyenler neden Bağdat’ta toplanıp 2005’ten bu yana sağlıklı bir şekilde Erbil’e gönderilmesi gereken ama gönderilmeyen bütçeyi protesto etmiyorlar?

PKK, bu olaylar yaşanırken (bütçe dağılımının nasıl yapıldığını bildiği halde) neden kendini gizlemeyi seçerek sessizliği tercih ediyor?

Buna benzer sorular çok.

“2017 referandumundan, Süleymaniye’ye cereyan eden görev’

PKK ve Lahor Cengi ekibi bugün Süleymaniye’de yaşanan olayların baş sorumlularındandır. İran, PKK ve Lahor Cengi’nin ekibi 2017 Kürdistan Bölgesi referandumunda başaramadıkları görevi bugün ‘omuz omuza’ tekrar yerine getirmeye çalışıyorlar.

Süleymaniye’deki ‘hendekvari kaosu’ yaşatanlar halk değil,  İrancı ve Irakçı güruhlardır. Söz konusu kaosu halkın doğal hakkı biçiminde lanse etmek Kürdistan adına son derece sağlıksızdır.

Eğer mesele gerçekten bütçe meselesi ise bütçeyi ödemeyen Kürdistan Bölgesi değil aksine göndermeyen Irak’tır.

Eğer mesele Kürtlüğe sahip çıkmaksa sokağa inen grup zamanında Kürdistan Bölgesi’nde Haşdi Şabi’nin yaptığı faaliyetleri, ettiği tehditlere neden ‘silahlar’ ile tepki göstermedi?

‘Peşmegeye saldırılıyor, yetimler derneğinin parası çalınıyor’

Süleymaniye’de yaşlı KDP yöneticisini tekmelerle darp eden, kadınların başını kıran, parti binasını yakıp üstüne Irak bayrağı asan, Çemçemal’de kalaşnikoflar ile büro tarayan, yakılan parti binasının önünde “biji Apo” diye slogan atanlar Kürdistan halkını sesi değil, Kürdistan halkının kanayan yarasıdır. Bugün gözünü kırpmadan Süleymaniye’de silahlar ile Peşmerge’ye saldıranlar, etrafı tarayanlar Kürt değil bilinçli şekilde bölgeye gönderilen milislerdir. Yetimler için para toplayan derneği talan ederek milyonlarca Dinarı çalanlar yine onlardır.

Onları seçilmiş bölgelere gönderenlerin tek korkusu Erbil ile Bağdat arasındaki Şengal Anlaşmasının ileriki dönemlerde daha nihai sonuçlar ile daha farklı anlaşmaların ortaya çıkması ve Kürdistan Bölgesi’nin güç sahibi olmasıdır.

KYB, içinden ulusalcı ve emektar bir kanadın KDP’ye yakınlaşması da 3’lü ittifakı (İran, PKK ve 16 Ekim kliki Lahor Talabani grubu) derinden endişelendiriyor. Çünkü bu gurubun KDP’ye yakınlaşması Süleymaniye ile Erbil arasındaki gerilimi bitirecek ve Kürtler arası birliği güçlendirecek bir gelişme olarakta ele alınıyor.

Özetlersek Şengal Anlaşması, İran'ın bölgedeki çıkarları ve emelleri, Lahor Talabani’nin faaliyetleri, PKK’nin bölgedeki nüfuzunun kırılacağı gerçeği ve bütçe meselesinin Irak’a bağlı olduğu konusunu dikkate almadan Süleymaniye'deki olayların okumasını yapamayız.