image

PeyamaKurd - Araştırmacı Yazar Müfid Yüksel Netew TV’de Zeynep Cager’in sorularını yanıtladı. Yüksel, Kürt sorunun çözümü konusunda, “Anayasada köklü bir değişiklik lazım. O zaman kimse bir ayrışmadan bahsetmez” ifadesini kullandı. 

Türkiye’deki Kürt dili ve Kürt sorununa değinen Yüksel, sorunun çözümü konusunda anayasanın yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti. 

Sizin için yürüyen kütüphane diyorlar, güçlü bir kalemsiniz, ancak son dönemlerde gazetelerin köşe yazılarında göremiyoruz?  

Cumhur İttifakı üzerinden son dönemlerde gelişen, belli kesimlere yönelik yapılan tutum, belli yazar-çizerlere, analistlerlere bir ambargo söz konusu oldu. Özellikle benim şahsım üzerinden, benim gazeteden uzaklaştırılmam, yazılarıma son verilmesi, bu açıkça benim Kürt kimliği üzerinde yapıldı. Bir kısım medyanın şahsıma bir ambargo uygulaması, kara listeye alınması tamamen Cumhur İttifakı’nın yönlendirilmesidir. Özellikle benim şahsım hakkında Kürtçü diye şahsıma ambargo konuldu. Bazıları ise bu ambargoya uymuyor. Bunun dışında genel bir kara liste uygulaması var.   

Siyasetçileri sorumlulukları vardır, ülkede tıkanan sorunları açmakla sorumlular, sizin gibi yazarların dışlanması ne kadar doğru, Kürtçü olmak neden sorun?  

Bu tamamen kutuplaştırmaya yönelik, ötekileştirilmeye yönelik bir operasyondur. Derin devlet belli kutuplar oluşturup, kutupları daha da keskinleştirerek, insanların uzlaşmasını ortadan kaldırmaya yönelik, bilinçli bir operasyon olarak geliyor bana. Veya toplumun bir kesimini susturmaya yöneliktir. Trollüğün özellikle sosyal medyada merkeze oturması, çok kötü sonuçlar doğuruyor.   

Türkiye’de Kürt dili ve Kürt sorunu hakkında neler söyleyeceksiniz?  

Yaklaşık 26 milyon Kürt var. Sanki izole yaşanıyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. İstanbul’da 4 milyonu aşkın Kürt var. İzmir Menemen’de, ülkenin çeşitli yerlerinde, Konya’da ve özellikle Mersin’de bir çok bölgede Kürtler yaşıyor. Hatta batıdan yaşan Kürtler, doğuda yaşayan Kürtlerden daha fazla. Bunların bir kısmı Ankara’dan Konya’ya kadar belli bölgede yoğun olarak yaşan ciddi bir Kürt nüfusu var. Bu nüfus yüz yıllardır o bölgelerde yaşıyor. İstanbul’daki Kürtler yeni değil, Fatih döneminde de Kürtler yaşıyordu orada. Böyle bir halkın sanki izole ve bir bölgeye mahsus baskılar gibi algılanması da problemdir. Kürtler sadece aşiret halinde yaşayan bir bölge değil. Gidin Medine’ye orada kocaman bir Kürt mahallesi var ve orada Kürtçe de konuşuyorlar. Bütün bunları bırakıp sanki önemsenmeyen bir halkmış gibi görülmesi kabul edilemez. Osmanlı döneminde dile yönelik kanuni bir engel konuşmuyordu en azından. Bugün neden böyle gösteriliyor.  

2005’te bazı gelişmeler oldu, bazı Kürtçe basımlar yapıldı. Kürtçe kurslara yönelik en azından bir taslak ortaya koyulabilirdi. TRT Kurdi’nin açılması, Kürtçe tabelalarının olması önemli bir aşamaydı. Kürt edebiyatının tarihteki yıldızlarına yönelik gelişmeler vardı ama bunlar son dönemlerde birden bire Türkiye’de ulusalcı bir duruma kaydı. Rojava’nın Kobane’deki olayları ile Hendek olayları burada kırılma noktasıydı. Bu ülkenin bu sorunu barışçı bir şekilde adımlarını atarak devam ettirilmeliydi. Burada tek yapıda masaya oturulmaması lazım, Kürtlerin içerisinde çok farklı gruplar, yapılar, kanaat önderleri vardır temsil etme noktasında. Bu çabaların devam etmesi gerekiyor.   

Kürtler bir çok dönemde halklarla yani Çerkezler, Lazlarla, Araplarla karşı karşıya gelmedi, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Kürtler bir çok dönemde özellikle Baas rejimi döneminde bir çok kez kimliği alındı, bir nevi cezalandırıldı. Özellikle Irak’taki Baas rejimi Enfal katliamları, Halepçe gibi katliamları gerçekleştirdi. acımasız yönetimler baskı ile o dönemde ayakta duruyordu. Bu bakımdan halklarla arasında Kürtlerin bir sorunu olmadı. Ama Kürt dili gibi kadim bir dilin yasaklanması, buna maruz bırakılması kötü. Kürtler, Perslerden daha eski, hatta Kürtçe Farsçadan daha eskidir. Bir çok kelime Kürtçeye daha yakın Farsça’da. Kürtçe konuşma dili olarak yayılma bir dil olarak gösterdi. Sözlü edebiyat olarak çok büyük bir kelime dağarcığına sahip. Böyle bir dilin yasaklanması, bilinmeyen dil olarak, kaba bir dil olarak aşağılanması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu dil neden öldürülsün. Kürtçe sözlü edebiyatın yazılı dile aktarılması konusunda 16. Yüzyıldan bu yana elimizde metinler var. Bütün bunları dikkate alınması lazım.  

Kürtlerin bir dil sorunu değil, bir anayasal sorunu var, Kürtlerin varlığını kabul etmek diye bilir miyiz?  

Anayasada sürekli olarak Türk vurgusu yapılmış. Yani burada anayasada nelerin olup olmamasını konuşmamız lazım. Türkiye’de bazı sıkıntılar, anayasada var olan bazı maddeler. Yani anayasada var olan bazı maddeler Kürtleri rahatsız ediyor. Dindarı rahatsız ediyor veya Çerkezleri rahatız ediyor. Anayasanın bu tür ideolojik unsurlardan arındırılması lazım, mesele bu. 20. Yüzyıl ile bütünleşmiş ideolojik bir anayasa var. Bu gün bu anayasa bu halklara cevap vermiyor. Anayasada köklü bir değişiklik lazım. O zaman kimse bir ayrışmadan bahsetmez. Çünkü kendi kimliği ile var olmasının önünün açılması lazım. Bunun şeffaflaşması lazım. Bunu bölünme veya parçalanma olarak algılanmaması lazım.   

Avrupa sınır konusunda bir sorun yok ama Orta Doğu’da aynı dini yaşayanlar arasında böyle bir durum yok. Emperyal devletler bir birine güvenip bu sistemi uyguluyor da neden Türkiye ve diğer Müslüman devletlerde bu uygulanmıyor?  

Osmanlı’da eyaletler vardı. Farklı sınıflar vardı, bölgelere ayrılmıştı. Daha sonra ulus devletlere yönelik bir evrilme oldu ve ulus devletler oldu. Ulus devletlerde sınırlar çizildi, sınırlara mayınlar döşendi, gidiş gelişler engellendi. Ulus devletler, kendi içinde kalan ulusları baskı ile yönetmeye çalıştılar. Tabi bundan en çok nasibini Kürtler oldu. Daha çok Kürtler etkilendi. Arap bölgesinde ve Türkiye’de Kürtler konusunda çok trajedi sonuçlar yaşandı. Sınırlar o kadar keskin bir şekilde konuldu ki, akrabalar bile gidip gelemedi. Yani Suruç’taki bir Kürt, Kobani’ye geçemedi uzun yıllar.