image

PeyamaKurd - Türkiye'nin eski ve yeninin kesişimi üzerine kurulu gündemi zaman zaman farklı mecralara kaysa da aynı eksen üzerinden ilerlemeye devam ediyor. Ülkede hem iç hem de dış politika bir çok sorunu da beraberinde getirmiş durumda. Özellikle ekonomik olarak çalkantılı bir dönemden geçen Türkiye'de erken seçim fısıltıları da gündemin ana konularından. Kürt meselesi ve Biden'in ABD'nin yeni başkanı olması da birçok açıdan Türkiye'yi ilgilendiren konuların başında yer alıyor. Çözüm sürecinin kilit isimlerinden olan ve 'Balıkçı' olarak da tanınan yazar İlhami Işık’la PeyamaKurd'e değerlendirmelerde bulundu.

İlhami Işık, "Şöyle söyleyeyim: Birileri dünyada en zor durumda olanın İsrail’le ilişkileri açısından Filistinliler olduğunu söyler. Öyle değildir. Dünyada en zor pozisyonda olanlar Kürtlerdir aslında. Bunu bir Kürt olarak demiyorum. Dört devlet içerisinde parçalanmış bir halk var ve Kürtlerin herhangi bir siyasal duruşu bu dört ülkeyi birden ilgilendiriyor" diyor. 

Türkiye 2003-2015 döneminde iyi bir sürece girdi; siyasi ve ekonomik olarak iyi gelişti. Kürt sorununun çözümü için de iyi bir yola girdi. Sonra bir anda her şey tersyüz oldu. Sizce bu neden oldu?

Aslında Türkiye’nin bir iç meselesinden kaynaklanmayan bir durumdu her şeyin tersyüz olması.

Daha çok Arap baharı ve dünyadaki gelişmeler Türkiye’ye yansıdı iç yansıma olarak olumsuz anlamda şekillendirdi Türkiye’nin iç siyasetini. Arap baharındaki derin kırılma, tersyüz, özgürlük ve hak arayışının tersine dönmesi, güçlü liderlerin tekrar desteklenmesi, istikrar arayışı ve radikal tırnak içerisinde İslam’ın yani IŞİD fotoğrafında simgeleşen vahşi tanımlamanın, dünyanın Arap baharına karşı duyarlılığının son bulması bir nefret objesine dönüşmesi, doğal olarak da Türkiye’yi ciddi anlamda etkiledi. Çünkü Türkiye’de de muhafazakar İslamcı kimlikli bir iktidar vardı ve Arap baharının çok aktif bir savunucusuydu.

Dünya bu konudaki desteğini çekerken Türkiye hala o pozisyonu korumaya çalıştı ve dünyadaki gelişmeleri okuyamadı, öngöremedi müttefiklerinin Arap baharına yönelik bu dediklerinin tavır değişikliklerinin sonuçlarını iyi hesaplayamadı öyle olunca da doğal olarak da yalnızlaştı. Bu yalnızlaşma yanlış kararların verilmesine neden oldu. Çünkü desteklediği bütün alanlarda yenilgiler yaşandı. İşte Mısır’da, Suriye’de diğer bölgelerde ya da kanlı çatışmalar devam etti. İran’ın güçlenmesi, ABD İran ilişkilerinin biraz Şii politikasının daha doğrusu yayılmacılığının önünün açılması…

Tüm bunlar Türkiye’nin dış politikasının iç politikaya kurban edilmesine neden oldu. Öyle olunca da o özgürlük, demokrasi havası birdenbire bir kışa dönüşmeye başladı yavaş yavaş. 2015 ile beraber bunu çok daha fazla hissetmeye başladık. Özellikle Suriye’de iç savaşın boyutunun değişmesi, Esat’ın kazanması, Rusların tümüyle Suriye’de varlığını kat kat arttırması… Böylesi bir durum Türkiye’nin iç dengelerini içe kapatma olarak şekillendirdi.

Yani masayı devirme konusunda herkes birbirini suçluyor ya siz de sürecin önemli aktörlerinden birisiniz. Yani diyorsunuz dışarıdan biri mi masayı devirdi?

Yani masayı devirme konusu olarak bakıldığı zaman masayı PKK devirdi. Yani tanığıyız biz bunun. Özellikle 2012 Haziran ayında Rojava’daki şekillenme Esat yönetiminin ya da İran’ın özellikle Kasım Süleymani’nin Kürtlerin Türkiye ile ya da Suriye muhalefeti ile beraber hareket etmemesi adına Rojava’yı teslimi ile başlayan bir durum oluştu.

Yani Türkiye’deki Kürt siyaseti Suriye’ye kurban mı edildi?

Tabi ki, tabi ki. Yani Suriye’deki kazanın PKK açısından birinci öncelik oldu. Orada elde silah ilk defa bir toprak parçasını yönetiyor. Bu kazanıma Türkiye’deki süreci feda etti. Yani hangisi onun açısından daha faydalı ve hangisi esas kazanımdır tercihinde Rojava’yı tercih etti.

Rojava’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

ABD’deki iktidar değişimi, doğal olarak Rojava’yı da birinci derecede etkileyecek bir durumu ortaya çıkaracaktır. Bu pozitif anlamda bir değişim olacaktır. Yani Trump’ın para üzerinden kurduğu kişisel ilişkiler yerine hem ABD’nin gelecekteki çıkarları hem de ABD-Türkiye ilişkilerinde oluşacak yeni rota Rojava’yı da direkt etkileyecek ve birileri açısından da bir istikrarsızlık ortamı olmaktan çıkaracaktır.

Biden yönetiminin Kürtlere yönelik bakışı zaten bellidir. Irak Kürtlerine hem bölgeye hem de Türkiye Kürtlerine bakışı bellidir. Kürtlerin de daha serinkanlı bir siyaset izlemesiyle beraber, bu Rojava Kürtlerinin de nefes almasına ve ikili ilişkilerle Kürtlerin kurban edilmemesine neden olacaktır diye düşünüyorum.

Pekiyi Kürtlerin genel siyaseti düşünüldüğünde, dört parçayı da düşünürsek Kürtlerin kaybı mı fazla yoksa kazanımı mı?

-Bu büyük bir kayıp aslında. Yani görünürde bir kazanım PKK açısından ama Türkiye’deki barış süreci istenildiği gibi sonuçlanmış olsaydı bu hem Suriye’deki kazanımları çok daha büyük bir imkana kavuştururdu hem Irak’taki hem diğer yerlerdeki kazanımları. Çünkü Türkiye kadim bir devlet, iki kadim devletten bir tanesi Iran ile beraber. Avrupa Birliği üyesi, NATO üyesi… Şimdi böyle bir ülkede Kürtlerin söz ve karar sahibi olması doğal olarak bütün bölgeyi olumlu anlamda etkiler. Bunu zaten konuşmak bile biraz tuhaf olur.

Türkiye’de şu anda büyük bir kutuplaşma var. İşsizlik çok ciddi boyutlar ulaştı. Ekonomi kötüye gidiyor. Demokrasi kanalları kapalı. Türkiye bu dar boğazdan nasıl çıkar?

Türkiye’nin yakın zamanda bu dar boğazdan çıkma ihtimali görünmüyor. Çünkü mevcut iktidar korku ile ve savunma psikolojisi ile hareket ettiği için kendisini o zırha büründürdü. Bu, doğal olarak demokrasinin, hukuk ve adaletin tüm yollarını tıkıyor. O savunma psikolojisi, kendisi dışındaki herkesi düşman görme, her an saldırıya uğrama psikolojisi problemleri çözme kabiliyetini de öldürüyor.

Böyle olunca da sorunları görme, sorunlara çare arama yerine daha çok liyakatsizlik ve kulağa hoş gelen düşüncelerin egemen olduğu bir iktidar biçimine dönüştü. Böyle bir iktidarın Türkiye’nin sorunlarına kısa bir sürede çözüm bulma, kendi iradesi adına mümkün değil ama bölgesel gelişmeler kırılmalar ya da dünyadaki değişimler bunu tetikleyebilir. Bunun örekleri de çoktur. Bu mümkündür.

Biliyorsunuz herkes iktidarı suçluyor ya, muhalefetin de bir hatası yok mu? Size muhalefet seçmen nezdinde bir alternatif oluşturabiliyor mu?

Benim açımdan iktidardan daha çok muhalefetin suçu var. Çünkü iktidarlar çözüm odaklı değiller ki. Muhalefet de çözüm odaklı olmalı, caydırıcı gücü olmalı muhalefetin. Şimdi muhalefeti yanlış tanımlıyor insanlar. İşte itiraz eden, sadece sorgulayan, işte kınayan, yanlıştır diyen… Bu bir muhalefet tarzı değil. Muhalefet eğer hakikaten demokrasiye inanıyorsa demokrasinin koruyucu zırhına güvenmelidir. Caydırıcı gücünü ortaya koymalıdır.

Şimdi siz caydırıcı gücünü ortaya koymadınız zaman sadece kınadığınız zaman yanlış yapıyor dediğiniz zaman bu doğru değil dediniz zaman muhalefet yapmamış oluyorsunuz. Bu muhalefetçiliktir. Muhalefet bütün imkanları hayata geçirecektir. Ama bizde iktidarın her türlü itirazı daha doğrusu tepkiyi bir darbe girişimi olarak lanse etme algısına teslim olmuş bir muhalefet var.

Böyle bir muhalefet iktidarı kalitelileştiremez, iktidarın yanlışlarını engelleyemez. Çünkü o algıya teslim olmuş. Yani iktidar diyor ki sen şu tepkiyi gösterirsen darbe girişimine zemin hazırlamış olursun.  Bu böyle olunca muhalefette kalite kalmıyor. Böyle bir kısır döngü ile devam eden bir durum var.

“Kürt Doğdum” başlıklı yazınızda Kürtçeden nefret etmen istendi, demişsiniz. Aslında bu sadece sizin değil belki bütün Kürtlerin karşılaştığı bir durumdur, özellikle Türkçeyle karşılaşma döneminde. Kürt meselesinden de biraz ayırarak Kürtçe meselesi nasıl hallolabilir ya da Kürtler bunun için ne yapabilir?

Aslında Kürt meselesinin özü ara psikolojisi Kürtçedir. Çünkü Kürtlerin varlığı reddedilmiştir. Bırakın onların siyasal imkanları ya da siyasal talepleri; varlığı, dili, kendisi reddedilmiştir. Böyle de devam etmiştir ve insanlar Kürtçeye cüzzamlı olarak bakmaya teşvik edilmiştir. Onun için ben onu yazdım kendi dilinden utanmaya teşvik edilmiştir. Yani benim dilim kötüdür, onun için bana başka bir öğretilmeye çalışılıyor.

Benim dilim yanlıştır, zararlıdır ve bu kabul gören bir şey oldu uzun yıllar. İnsanlarımız kendilerini rahat ifade etme durumuyla karşı karşıya kaldılar. Televizyonlarda, sinemalarda bizim dilimizle alay etmelerinin nedeni de bu. Yani aşağılama duygusu. Onun için siyasal taleplerden ziyade insani bir talep olduğu için Kürtçenin kabul görmesi, bir yaşam biçimine dönüşmesi mümkündür. Eğer Kürtçe hayat bulursa Kürtlerin siyasal talepleri de hayat bulur. Çünkü ana anahtar odur, giriş anahtarı odur. Ama maalesef siyasal talepleri öne çıkararaktan bu ana anahtar sürekli saklı tutulmuştur. Yani gömlek yanlış yerden iliklenmiştir.

Joe Biden’ın Amerika’ya başkan olarak seçilmesi Türkiye ve Kürtlerin ilişkilerini nasıl etkiler?

Şöyle söyleyeyim, sorun Biden ile Trump’tan ziyade Amerika’nın tekrar bir devlet mekanizmasına kavuşup kavuşmayacağıyla alakalı bir durumdur. Yani bu anlamda Trump bir simge, Biden bir simgedir. Bu Amerika’nın tarihinde bir ilktir. Yani geleneksel bir devleti kişiselleştiren bir lider oldu. Trump tahrip etti bütün devlet mekanizmalarını ki dünyanın en güçlü devleti. Bu devletin siyasal politikalarını kişisel amaçlarıyla, kişisel ilişkileriyle hayata geçiren bir narsist, cahil bir devlet adamı vardı. Tahrip etti her şeyi. Tahrip ettiklerinden bir tanesi de Amerikan-Kürt ilişkileri ve Amerika’nın bölgedeki duruşu. Şimdi Biden’ın gelmesinin bu anlamda bir önemi var.

Yani Amerika bu mekanizmaları tekrar onarma, bölgede esas çıkarlarını korumaya yönelik olarak değerlendirdiğimiz zaman Irak onun açısından en zayıf halkadır. Irak’ta %60’tan fazla ABD’den nefret eden bir yönetim var. Yani şii kesim var. Geçmişte bir azınlığın çoğunluğa zulmü vardı yani Saddam döneminde Sünnilerin Şiilere zulmü vardı. Şimdi de tam tersi bir durum var. Çoğunluğun azınlığa zulmünün yaşandığı ve çoğunluğun ABD’yi istemediği bir durum var. Irak doğal zenginlikleri açısından ABD için dünyanın en önemli ülkelerinden bir tanesidir.

Burada çok zayıf bir halka olarak duruyor ABD. Ve bu zayıf halkayı tamamlayacak güç de Kürtlerdir. Çünkü hem istikrar var hem Sünni hem de Şiilerle ortak yolu bulabilecek kapasitede ve deneyimde bir kesim var. Ve aynı şekilde Türkiye’de var, aynı şekilde Suriye’de var. Şimdi yeni ABD yönetiminin hem kendi çıkarlarını o zayıf halkada problemi en aza indirgeme hem de ana istikrar olarak duran Kürtlerle ilişkilerini çok daha farklı bir ciddiyetle sürdürme zorunluluğu var kendileri açısından. Böyle görmek lazım diye düşünüyorum.

İlişkilerin bu kadar karmaşıklaştığı bu dönemde Kürt siyaseti bundan sonra ne yapmalı?

Şöyle söyleyeyim: Birileri dünyada en zor durumda olanın İsrail’le ilişkileri açısından Filistinliler olduğunu söyler. Öyle değildir. Dünyada en zor pozisyonda olanlar Kürtlerdir aslında. Bunu bir Kürt olarak demiyorum. Dört devlet içerisinde parçalanmış bir halk var ve Kürtlerin herhangi bir siyasal duruşu bu dört ülkeyi birden ilgilendiriyor. Filistinlilerin böyle bir problemi yok bu anlamda. Şimdi bu büyük bir çıkmazdır Kürtler açısından. Çünkü herhangi bir devlet Kürtlerin taleplerine olumlu baktığı zaman bile başka bir devlet bunu bozma kabiliyetine sahip olabiliyor.

Referandumda olduğu gibi mi?

Tabi ki… Yani baktığımız zaman en meşru ilanı bile bütün dünya karşı durabiliyor. Sebebi neydi? Dört devletin pozisyonunun değişmesine sebep olabilecek bir durumu yaratacağı korkusundan ötürüydü. Şimdi böyle bir durumda Kürtlerin siyasetini ilmek ilmek örmesi gerekiyor. Yani insani talepleri ön plana çıkararak bu korkuları boşa çıkarmak gerekiyor.

Çünkü bu devletler Kürtlerin bu pozisyonunu halklarını korkutarak Kürtleri bastırmayı sürdürebilmişlerdir. Yani Kürtleri sürekli düşman olabilecek, kendilerine zarar verebilecek toplumsal bir grup olarak lanse ettiklerinden ötürü bu korku katmerli olarak devam etmiştir.

Kürtlerin bu talihsizliği de var. Yani kendi mağduriyetlerini doğru bir dille anlatma zorluğuydu onların kaderi. Coğrafya kaderdir deniyor ya… Onun için usta bir politika yürütülmelidir. Ama birinci koşulu şiddetle bağlarını kesinlikle koparmalıdır. Şiddet bu devletlerin her zaman Kürtlere saldırması açısından uygun bir zemin yaratan bir durumdur.


 

Farklı konulardaki röportajlarımıza bu linkten ulaşabilirsiniz