image

PeyamaKurd - İdlib’deki şiddet olaylarından kaçan yüzlerce aile Suriye Demokratik Güçlerimiz (SDG) tarafından kontrol edilen bölgelere geçti. SDG Komutanı General Mazlum Kobane gelişmeler ilişkin açıklamada bulunarak, SDG topraklarının güvenlik arayan insanlara açık olduğunu söyledi. General Kobane, sivilleri savaş bölgesinden güvenli geçiş için SDG ile koordine etmeye davet etmişti ve şöyle demişti: “Her gün binlerce Suriyelinin evlerinden kaçması ve bölgesel güçlerin çözüm aramayı reddetmesi ile harekete geçmemiz gerektiğini biliyorduk.”

Syrian Democratic Times’te bir yazı kaleme alan Suriye Demokratik Konseyi Misyonunun Eş Başkanı Sinem Mihemed, “Kimler için ‘Güvenli Bölge?’ Sorusunu soruyor. Muhamed yazısında Mazlum Kobanê’nin de açıklamalarına yer vererek, ‘güvenli bölgede’ sözde demokrasiyi eleştiriyor. Yazıda, Türkiye’nin planları doğrultusunda hakim olmak istediği güvenli bölgeye, prototipi önceden belirlenmiş insanları yerleştirmeyi hedeflediği belirtiliyor. 

“Binlerce kişiye kapılarımız açılmıştı”

DSG komutanı şöyle devam etti: “Bu bizim ilk insani görevimiz değil. Irak'taki Ezdilerin terör örgütü IŞİD'in elinde soykırımla karşı karşıya kaldığı 2014 yılında yardımlarına geldik. Ezdileri, bölgemize geldiklerinde karşıladık ve onlar için kamp ile tesisler açtık. Türkiye'nin Efrin'i işgali ve işgalinden önce, bölgemiz Halep'teki savaş bölgesinden binlerce yerinden edilmiş kişiye kapılarını açmıştı.”

“Buradakiler, Osmanlı’dan kaçarak soykırımdan kurtulanların torunlarıdır”

Sinem Mihemed ise şu değerlendirmelerde bulunuyor, “Çok az uluslararası yardımla, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, savaş ve terörizmden muzdarip olan kendi halkımızın yanı sıra, bize muhtaç olan tüm insanların sorumluluğunu üstlendi.

Orta Doğu'nun çoğunu yöneten aşırılık yanlılarının ve otoritelerin aksine, yönetimimiz yerinden edilmiş ve mülksüzleştirilenlere karşı özel bir sorumluluk hissediyor. Buradaki birçok Ermeni ve Süryani Hıristiyan, bir asır önce Osmanlı İmparatorluğu'ndan kaçarak soykırımdan kurtulanların torunlarıdır. Birçok Kürt vatansızdır, vatandaşlıkları hükümet kararnamesiyle on yıllar önce iptal edilmiştir. 

Savaş, milliyetçilik ve bağnazlığın sonuçlarını anlıyoruz çünkü toplumlarımız her şeye rağmen hayatta kaldı. Bu yüzden Suriye'de farklı bir sistem için savaşıyoruz ve bundan dolayı Türk devleti bizi tehdit ediyor."

Diğer yandan, “Türkiye, tüm Suriyelilerin güvenliğini garanti altına alamadıklarını veya istemediklerini tekrar tekrar kanıtlamıştır” diyen Muhammed değerlendirmesine şöyle devam ediyor: “Erdoğan, çeşitli toplumumuzu hedef alan milisleri destekleyerek, umutsuz mültecileri iradelerine karşı savaş bölgelerine geri göndererek ve topraklarımızı yasadışı olarak işgal ederek, kendi politik hedeflerine ulaşmak için kolektif acılarımızı uzatmaktan başka bir şey yapmadı.”

“İddialar doğru değil”

Türk kuvvetleri ve vekillerinin Serê Kaniyê ile Girê Spî’de kurdukları sözde “güvenli bölgeye” ilişkin eleştirilerde bulunan Mihemed, “İşgalden önce, bu şehirler inşa etmek için çok uğraştığımız yeni, özgür toplumun örnekleriydi. Oradaki insanlar dinlerini uygulamakta ve kendi dillerini konuşmakta özgürdüler ve kadınlar, erkekler ile eşitti. Türkiye, Suriyeli mültecileri yeniden yerleştirmek ve güvenli bir bölge oluşturmak amacıyla bu iki şehri işgal ettiğini iddia ediyor. Fakat bu iddialar doğru değil. Türk destekli milisler, kadınlara saldırıyor, toprakları, evleri ve mülkleri gasp ediyor ve sivilleri öldürüyorlar. 

Silahlı milisler yerinden edilmiş hangi insanların evlerine geri dönmelerine izin verileceğine ve hangilerinin etnik kökene dayalı olarak öldürüleceğine ya da hapse atılacağı belirlenmiş. İşgalin ilk haftasında bu çeteler, hayatını Suriyelileri demokratik sistemde bir araya getirmeye adamış Kürt kadın Hevrin Khalaf'ı öldürdü. Türk medyası ise bu katliamı “başarılı bir operasyon” olarak övdü.

“Güvenli bölge” kimler içindir?”

Eş başkan Mihemed yazısında, “Bu “güvenli bölge” kimler içindir?” Sorusunu soruyor. Muhamed, “güvenli bölgede” kurtarılması gereken insanlar bile kendilerini daha geniş bir jeopolitik oyunda, piyon olarak bulmuşlardır, diyerek şöyle devam ediyor, “Uluslararası Af Örgütü, Türkiye'den işgal altındaki bölgelere “geri dönen” bazı mültecilerin aslında oraya zorla gönderildiğini raporladı. Bazı kasabalarda, sözde milis yönetimlerine karşı protestolar, yolsuzluklar, şiddet ve suç düzeyinin artışı patlak verdi. Birçok Türk destekli Suriyeli milis, Libya'da daha fazla bir maaş için bu barbarlıklarından bile vazgeçtiler ve oraya gittiler.”

Söz konusu yazı şöyle tamamlanıyor, “Bizim için Suriye ve halkı tek kullanımlık değil. Biz bir kampanya değiliz. Biz, büyük güç rekabeti için bir alan değiliz. Biz, satın alınacak, satılacak değiliz. İnsanlarımızı koruyacak ve savunacağız. Özgürlük içinde birlikte yaşayabilecekleri bir gelecek inşa edeceğiz. Bölgemiz ve Suriye için mümkün olan tek güvenlik ve emniyet budur.”

 

Çeviri | PeyamaKurd