image

PeyamaKurd - Kürdistan meselesi sadece dış etkenlerden değil aynı zamanda iç etkenlerden de yara alan bir konumdadır. Dört parçaya bölünmüş Kürt topraklarının kurtuluşu ve özgürlüğü için mücadeleler devam ederken, maalesef iç etkenlerin Kürdistan meselesini münferit çıkarları uğruna yok etmek istemesi bir realitedir. Bu minvalde istikrar ve demokrasi konularında olağanüstü bir çıkış gösteren ve bölgede yükselen Kürdistan Bölgesel Yönetimi, birçok Batı ülkesinin de müttefiki durumuna geldi. 

Bu durum Güney siyaseti için oldukça önem taşırken, Kürtlerin de uluslararası mecrada daha fazla saygı görmesine zemin hazırladı. Kürdistan Bölgesinin sosyolojik, ekonomik, siyasi, kentsel ve daha birçok açıdan gelişim göstermesi Erbil’i bölgenin önemli şehirleri arasına yükseltirken bir başkent olarak gerekliliklerini yerine getirdiğinin kanıtı da oldu. 


“Yerel özerklik talebinin geçmişi’

Son günlerde Lahor Talabani’nin başını çektiği ‘yerel özerklik talepleri’ Kürt kamuoyunda yer edinmeye başladı. Fakat söz konusu durum Güney Kürdistan dışındaki Kürt kamuoyunda yeni duyulmuş olsa da aslında eskilere dayanan bir meseledir. Meselenin detaylarını öğrenmek için İbrahim Ahmed dönemine uzanmanın bir anlamı yok. 

Bu talep 1990’lı yıllarda, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) içerisinde Mam Celal’den sonra ikinci güçlü adam konumunda olan ve daha sonra Goran Hareketini kuran Nawşirwan Mustafa’nın stratejik arzusu idi. Mustafa, Hewlêr yerine, coğrafi konumu hiç elverişli olmamasına rağmen Süleymaniye’yi Kürdistan Bölgesi’nin başkenti olarak dayatıyordu. 

Fakat Washington Anlaşması ile, iki başlı hükümet döneminin sona ermesinin ardından ibre Erbil’i tekrar yegane başkent olarak gösterirken, Mustafa Nawşirwan, Hewlêr’in ne kutsaliyeti var ki başkent olsun? diyerek tarihe dayanan ‘Süleymaniye ve bölgeci anlayışında ısrar ediyordu. 


“Süleymaniyeci ve bölgeci politika” 

Gündemde dolaşan meseleyi daha iyi anlamanız ve sağlıklı bir zemine oturtmamız için bazı gerçeklere değinmek gerekiyor. Bu da, Süleymaniye’de aydın geçinen taifenin kedilerini Kürdistan’ın diğer bütün aydınlarından daha donanımlı, daha yüksek bir konumda görmelerinden kaynaklanıyor. Bu gelenek ise İbrahim Ahmed döneminden başlayan bir adettir. Bu gelenek günümüzde de etkisini kaybetmeden devam ediyor ve Kürdistani siyaseti de etkiliyor. 

Siyasi kodları bu şekilde yazılmış olanlar, Süleymaniyeci yani bölgeci politikanın dışına çıkamıyorlar. Mam Celal’in Washington Anlaşmasından sonra Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile geliştirdiği stratejik ortaklık Süleymaniyeci mantığı geride bıraktığı için, Nawşirwan Mustafa, Mam Celal’e, “Sen, KDP’ye ve Barzanilere çok taviz veriyorsun. Onlara teslim olmuşsun” diyerek YNK’yi terk etti ve Goran Hareketini kurdu. 


“Bu metod aynı şekilde sürüyor” 

Bu metoda binaen YNK Milletvekili Rahi Rehber de geçtiğimiz günlerde: “Güçlü bir Kürdistan’ın YNK’ye ne faydası ne de bir anlamı vardır. Bizim çıkarımız, Kürdistan’da iki başkentin olmuşmasındadır” sözleri ile Kürdistani bir parti olmanın prensipleri ile bağdaşmayan bir yaklaşım sergiledi.

Rahi Rehber ve onun gibi bazı sözde siyasetçiler özellikle Bağdat’ta görev yapan milletvekillerinin görüşleri ile paralellik gösteriyor. 

İşte bugün Süleymaniye’de tekrarlanan oyun(lar) bunların devamı niteliğindedir. KDP ve Barzaniler ile en ufak bir sorun yaşandığı esnada eskiden süregelen ‘bölgeci oyun geleneği kartını hemen devreye sokuyorlar.’ 


“KDP’ye önemli görevler düşüyor”

Tam bu noktada KDP’ye de önemli görevler düşüyor. Çünkü bu sözde aydın taifesinin oyunlarına Süleymaniye’nin, Kürdi halkı teslim edilmemelidir. Halk arasında Süleymaniye ve çevresinde Erbil’den daha az olmayan KDP’ye yakın bir kitle olmasına rağmen, KDP bu kitle ile gereken örgütlenmeyi yapamıyor. 

Dolayısıyla Kürt medreselerinde değil, Bağdat Üniversitelerinde yetişen bu tür aydınlar Süleymaniye’ye hakim olmuş ve belirlenen politikayı istedikleri yönde şekillendiriyorlar. 

KDP’nin elinde Süleymaniye’de kullanabileceği en güçlü Kürdi ve hizmet kartı olmasına rağmen propaganda eksikliği yaşıyor böylece o kitleden uzak kalıyor. Hem de Kürdistan 24 ve Rûdaw gibi uluslararası mecrada tanınan çok güçlü medyalara sahip olmasına rağmen. 

Kürdistan’daki; Erbil, Süleymaniye ve Duhok vilayetlerinin hizmet açısından zaten özerk konumları ve belirli bütçeleri vardır. Dolayısıyla Süleymaniye vilayetinin, hükümetten ayrı özgürce hareket etme yetkisi vardır. Ayrıca Süleymaniye’deki vilayet YNK ve Goran’a bağlıdır. Seçimlerde Süleymaniye valisini atayabilecek oy potansiyelini elde etmesine rağmen Lahor ve onun anti-terör grubu Goran’ın kapısına dayanarak, Goran’ı da susturmuştu. 

Buna rağmen KDP’ye bağlı Erbil ve Duhok vilayetlerinin halka sunduğu hizmet Süleymaniye’dekine oranla kıyaslanamayacak kadar üst seviyededir. Süleymaniye vilayetinin bütçeleri Erbil’in bütçesinden daha fazla olmasına rağmen YNK ve Goran Duhok ve Süleymaniye halkına yeteri derecede hizmet sunamamışlardır.  

YNK ve Goran’ın bazı kadrolarının vu taleplerin boşa çıkarılması ise KDP’nin sağlıklı politikalar üretmesinden geçiyor ama KDP’nin ne Süleymaniye ne de Kerkük politikası maalesef yeterince işlevsel değil. Aksine KDP’nin bölge için görevlendirilmiş bazı kadroları KDP’ye yarardan fazla zarar vermektedir.