image

PeyamaKurd - Ocak 2016'da, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Türkiye'nin en büyük şehirlerinden biri olan Diyarbakır'ı ziyaret ettim. Sur olarak bilinen antik kent merkezi ile bölgedeki diğer Kürt kentlerinde PKK-Türk ordusu savaşı vardı.

Erdoğan hükümeti ve AKP, 2013 yılında PKK ile barış sürecini başlattı ve bu durum Haziran 2015 milletvekili seçimlerine kadar önemli bir ilerleme kaydetti.

Ancak bu oylamada AKP, Kürtlerin desteklediği parti olan Halkların Demokrat Partisi’nin (HDP) yükselişi sayesinde meclis çoğunluğunu kaybetti. Erdoğan hükümeti muhtemelen HDP’nin yükselişinin önünü kesip milliyetçi tabanı yeniden canlandırmak için barış sürecini kısa sürede sona erdirdi. 

The National'ın Türk ve Doğu Akdeniz işleri köşe yazarı David Lepeska, kendi köşesinde kaleme aldığı bir makalede İsrail-Filistin çatışmaları üzerinden 2016 yılında Diyarbakır’da yaşanan Sur olaylarını karşılaştırdı.

“Kürt çocuklarının psikolojisini de merak ediyorum”

O günlerdeki çatışmalarda sokağa çıkma yasakları üç aydan fazla sürdü. Yüzbinlerce kişi yerinden edildi ve 500'den fazlası sivil olmak üzere 5.000'den fazla insan öldü. Diyarbakır, Silopi, Silvan, Cizre, Mardin, Dersim ve diğer şehirlerin bazı kısımları, Beşar Esad'ın varil bombaları sonrası Halep kentine benzemeye başladı.

En çok hatırladığım şey ise, Sur'dan kaçan, eşyalarını taşıyan ve bir daha geri dönemeyeceklerinden korkan aileler idi. Bunu görüntüleri AB adayı olan bir ülkede görünce şok olmuştum.

Ancak son günlerde İsrail-Gazze çatışmaları devam ederken zihnimde geçmişe dair olan her şey geri geldi. Bir gazeteci Twitter'da, sokakta bomba patlarken ebeveynlerinin yanında oynayan Gazzeli çocukları gösteren bir video paylaşıp. "Bu çocukların psikolojisini hayal edin" ifadelerini kullanmıştı.

Ben, Türkiye’de Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerdeki çocukların psikolojisini de merak ediyorum. Erdoğan, barış sürecini iki yıl sonra bitirmiş ve Kürt şehirlerini boşaltmak için operasyonlar başlatmıştı. Erdoğan, şimdi ise Filistinlilerin İsrail’e ders vermesini istiyor ve tüm Müslümanları tavır almaya çağırıyor. Bu yaklaşım, Erdoğan’ın Müslüman dünyasının liderlik sıfatını üstlenmek için uzun süredir devam eden projesi ile örtüşüyor.

“Her iki çatışma da benzerlik gösteriyor”

Türk-İsrail ilişkileri, Mavi Marmara olayından bu yana iyi gitmiyor. Türkiye, bölgedeki zulüm ve istismarlarını İsrail'inkilerle bir tutmuyor. Elbette farklılıklar da yok değil.

Ancak Türkiye’nin, Kürt şehirlerine yönelik başlattığı saldırılar, İsrail-Filistin arasında yaşanan son çatışmalar ile birkaç paralellik gösteriyor. Her ikisi de önceki çatışmaların yeniden canlanmasına işaret ediyor ve neredeyse çözülemez bir anlaşmazlığın sürekliliğini vurguluyor. 

Her iki çatışma da düşmanı yenme kararlılığından kaynaklanıyor, ancak ikincil bir gündemle birlikte geliyor: Daha fazla siyasi ve ekonomik güç kazanmak.

İsrail'deki son çatışma, İsrail'in Doğu Kudüs'ün Şeyh Jarrah bölgesinden altı aileyi tahliye etme çabalarıyla alevlendi. Benzer şekilde Türkiye de Kürtleri yaşadıkları bölgelerden göndermeye ve bu şehirleri kendi destekçileriyle tekrar doldurmaya çalıştı. Yani demografik değişim…

”Biz burdayız. Sen neredesin Erdoğan?”

Sur'un eski belediye başkanı Abdullah Demirbaş 2016 ziyaretim sırasında bana, “Bu aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir hegemonya projesi. Onları desteklemeyen, görüşlerini benimseyen insanları yerlerinden ederek bölgenin demografik profilini değiştiriyorlar” demişti.

Diğer yandan Erdoğan, kendi hükümeti kendi vatandaşlarına büyük acılar çektirirken bile her yerde acı çeken Müslümanların kurtarıcısı olduğunu iddia ediyor.

Geçtiğimiz Cuma günü İsrail füzeleri Gazze’yi hedef alırken, yüzlerce Arap El Aksa Camii'nde toplanarak, ”Biz burdayız. Sen neredesin Erdoğan?” Sloganları attılar.


⇔ Çeviri: PeyamaKurd 

 


⇒ Farklı konulardaki analiz ve görüşlere bu LİNK üzerinden ulaşabilirsiniz