image

“Irak’ın, Kürdistan’daki memurlara maaş ödememesi kararı, Kürt halkına yönelik işlenmiş açık bir suçtur.” 


PeyamaKurd - Geçtiğimiz günlerde Irak hükümeti yasal olmayan bir şekilde Kürdistan Bölgesi’ndeki memur maaşları ve mali haklarını kesme kararı aldı. Bağdat’ın bu hamlesi açık bir şekilde ‘halka karşı siyasi baskı kartı olarak’ kullanılmak üzere alınan bir karardır. 
Her şe

yi Kürtlerden bekleyen Bağdat, şu ana kadar kamuoyunda yükümlülüklerini yerine getiriyor gibi lanse edilse de bu durum gerçeği yansıtmıyor. Bazı Kürt çevrelerinin de bu durumu bilip buna rağmen Irak ile birlikte hareket etmeleri de maalesef ‘Kürtlerin tarihten gelen yapılanmasına bağlı bir durumdur.” 

Sadece Irak değil, söz konusu kendi halkı olunca üstünlük sağlayabilmek için düşmanından yana tavır alan sözde Kürtlerin amacı, “Madem biz önde görünmüyorsak bizden sonrası tufan dahi olsa bizi ilgilendirmez” sergüzeştliği ile hareket etmektedirler. Başka bir deyişle kendi otoriteleri altinda olmayan hükümeti yıpratmak için ellerinden geleni ardına koymazlar. 


“140. madde ve üzerinden geçen 15 yıl” 

Kürtler konu hak, hukuk, adalet olunca hiçbir zaman, yükümlülüklerini ihmal etmedi ve yasal davranmaya bağlı kaldı. Bu bağlamda Irak ve Kürtler arasında varılan en çarpıcı anlaşma Kerkük’e ilişkin  2005 yılında yapılan 140. madde olarak kayıtlara geçti. Bu maddenin, yükümlülükleri tamamen Irak hükümetinin, inisiyatifindedir ve aradan 15 yıl geçmesine rağmen, söz konusu maddenin hiçbir fıkrasının şartları yerine getirilmiş değil.  Bu müphem durum hala devam etmektedir. Kürtlere vurmayı adet haline getiren ve onlarla beraber hareket eden malum çevrenin hiç olmasa bu gerçeği gözünüzde bulundurması gerekiyor. Çünkü 140. Maddenin hala uygulanamaması aslında her şeyi anlatıyor. 

Bilindiği üzere 2014 yılında IŞİD terör örgütünün Irak genelinde başlattığı terör saldırılarında Bağdat hükümeti resmen yenilgiye uğramış, Musul ve Kerkük’ü savunmadan IŞİD’e terk edip Kürtlere sığınmışlardı. 2011 senesinde ABD’yi ülkeden atan Bağdat, böylece ABD’yi tekrar ülkeye davet etmiş, uluslararası koalisyon ve Peşmerge Güçlerinin gösterdiği performans sayesinde IŞİD yenilgiye uğratılmıştı. 

Kürtlerin koalisyon ile iş birliği yapıp IŞİD’e karşı üst üste zaferler ilan etmesi ile IŞİD tehlikesinin geçtiğini zanneden Bağdat, tekrar Kürtlere kafa tutmaya başlamış, “Kürtler, sürekli petrol satıyor” yaygarası koparmışlardı. Bunun sonucunda Kürtler, 2015 yılının sonlarında bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Bu anlaşma ‘günde 350 bin varil petrolün hükümete teslim etme karşılığında Irak, Kürdistan'a bütçe göndermeyi kabul edeceği’ üzerine idi. Fakat Bağdat, daha sonra bu bütçeyi tekrar kesintiye uğrattı. 


“Kürtler referandumda bir araya gelip EVET dedi”

Bu belirsizlik ve yaratılan güvensizlik ortamı da Kürtleri, ‘bağımsızlık referandumuna’ götürdü. Kürtler kendi kaderini tayin etmek üzere bir araya gelip EVET derken, bölgede Kürtleri çekemeyen ülkeler, koalisyonun sessizliğinden yararlanarak  o malum Kürtlerin de desteğini alarak, Kürt kazanımlarını imha etmeye yöneldiler.

Daha sonra siyaseten gelişen durumlar Bağdat ve Kürdistan Hükümeti arasında yeni anlaşmalar yapılmasına zemin hazırladı. Fakat bu anlaşmaların yükümlülükleri de hiçbir zaman tam olarak yerine getirilmedi. 

Irak genelinde geçtiğimiz yıl hükümete karşı başlayan protestolar, yeni kurulan hükümetin tasfiyesini de beraberinde getirdi. Belki de Irak genelinde şu ana kadar Adil Abdulmehdi gibi görülmemiş bir Başbakan da arada eritildi. Diğer yandan bu gelişmelere paralel olarak İran’da yaşanan durumları görmezlikten gelemeyiz. Tahran’ın, Bağdat’ın iç işlerine müdahalesi sonucu 2020 yılın ilk günlerinde ‘İran’ın, Irak stratejisti Kasım Süleymani de ABD tarafından vuruldu.’ Bu durum Irak’ta yepyeni bir siyasi ortamı da beraberinde yarattı.


“ABD müttefikleri ve karşıt cephe düellosu”

Geçen son dört ayda, ABD müttefikleri ile ABD karşıtı cephenin düellosu herkesin gözü önünde devam ediyor. Bu çerçevede Irak Parlamentosu, ABD güçleri ve müttefiklerinin ülkeyi terk etmesine dair parlamentoda karar alırken Kürtler bu noktada fire vermeden politik denge siyaseti izledi ve oylamaya katılmadı.

Kürtlerin ABD tarafında durması, Bağdat’ta söz sahibi olan ‘İrancı-Şii fraksiyonların’ Kürtlere karşı intikam arayışlarına bahane de üretmiş oldu. İşte bu gelişmeler ışığında Bağdat’ı tetikleyen İrancı kanat, “Madem siz ABD ve müttefiklerinden yanasınız biz de sizin bütçenizi keseriz” dedi. Bugün, Irak hükümetinin, Kürdistan Bölgesini memur maaşları ile tehdit etmesi meselesi tamamen bundan ibarettir. 


“Kürdistan Hükümetinden Bağdat’a: Hodri meydan!”

Fakat Kürtler, bütçenin kesilmesine neden olabilecek hiçbir hukuksuzluk yapmadı çünkü her şey belgeleri ile ortada idi. Kürdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu Divanı dün Bağdat’a mektup göndererek, “Siz bizi tehdit ediyorsanız, bizim de sizi zora sokacak belgelerimiz mevcuttur. Hodri meydan” ültimatomunu direkt verdi. 

Örneğin: Bağdat Hükümetinin Kürdistan’ın enerji kaynaklarını yıllarca Kürtlersiz kullanması. Kürtlere karşı işlenen katliamlar… Ve buna benzer birçok durumun her an masaya yatırılacağı ve o gün hükümette kim olursa olsun, bunlardan Irak devletinin sorumlu olacağı dosyası açıkça iletildi. 

Burada meselenin farkına varamayanlar ya da varmak istemeyenler ve ‘Kürtler arası ittifakı ağızlarında sakız gibi çiğnemeye devam eden kimi klik yapılanmalar’ her zaman olduğu gibi yine suçlular KDP ve Barzanilerdir melodisini çalmaya başladılar. 

Elbetteki KDP ve Barzanilerin de eleştirilmesi gereken yönleri vardır. Çünkü, muazzam gelişmelere sahne olan Kürdistan’da gerekli olan siyaset üretilemiyor.Yolsuzluğa bulaşmış parti kadroları, popülist müşavirler, kendilerine düşman medya simsarları ile bu yolda ilerlemenin mümkün olamayacağını bilmeli ve buna göre hareket etmelidirler. 


“Yaşanan hadiseler birbirinden bağımsız değil”

Ama KDP ve uluslararası koalisyona karşı intikam almak isteyen İrancı klik ile Kürtleri tehdit edenlerin yanında duranları, görmek ve açığa çıkarmak lazım. Çünkü “Irak’ın, Kürdistan’daki memurlara maaş ödememesi kararı, Kürt halkına yönelik işlenmiş açık bir suçtur ve onlar da bu suça ortaktır.”

Ayrıca Son günlerde yaşanan Zinê Wertê olayı da bu gelişmelerden bağımsız değildir. Yaşanan bu hadiselerin hepsi bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı biçimdedir.