image

PeyamaKurd - 31 Mart seçimlerinde doğal bir yenilgi alan AKP iktidarının, hileyle ayağa kalkma çabalarının bir kez daha yenilgiye uğramış olması; kimi kesimlerde ciddi bir "değişim arayışı" yaratmış durumda. 

Türkiye'nin, daha doğrusu Erdoğan rejiminin evrileceği ya da değişeceğini ön görmek için derin siyasi analizler yapmak anlamsız. En büyük kozu olan kısmi ekonomik başarılarını geçmişin tatlı bir anısı olarak görebilecek gerçekliğe yaklaşan Erdoğan; kitleleri manipüle ederek arkasından koşturma yeteneğini de hızlı bir şekilde kaybediyor.  

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı İsrail ve Mısır'a karşı yaptığı salvoların alışveriş sepetinde bir işe yaramadığını yavaş yavaş algılayan halk kesiminde ise “negatif bir birikim” Erdoğan'ın üstüne üstüne gelmekte.  

İktidarın, daha doğrusu Erdoğan'ın bizatihi şahsının almış olduğu bu ardışık yenilgilerin ardından kendisini Yaralı Aslan'a benzetmekte herhangi yanlış olmayacaktır. Siyasi yaşamında ilk defa iç siyasette yaralanan ve aldığı yaraları kapatması mümkün görünmeyen Erdoğan'ın durumu haliyle kimilerinde "Reis Türkiye’si Sonrası" ihtimallerine yönelik beyin jimnastiğine yöneltti.  

Evlatların geleceğinin babaları tarafından yazıldığı bir ülkede Erdoğan sonrası dönem için oğlu Bilal Erdoğan’ın bir alternatif olabileceği düşüncesinin imkansızlığı ise Türkiye’yi yakından takip eden herkesin malumu. 

İç ve dış siyaset ile ekonomi alanında böylesi bir cenderede olan Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm bunları kısa sürede aşması olanaksız gibi görünüyor. Bu imkansızlığı fırsata çevirmek isteyen kesimler ise “Yaralı Aslan”a karşı yavaş yavaş hançerlerini çoktandır sivriltmeye başladılar.  

Partisinin kurmaylarından ve iki eski yakın çalışma arkadaşının örgütçü kimliği ön plana çıkan birçok AKP’li üst düzey isimle partiden ayrılarak Erdoğan’a karşı bayrak açtı.  

Bununla beraber AKP dışı muhalefette boş durmayarak “Reis Sonrası Türkiye’si” için kendilerince çözüm önerileri aramaya başladılar. 

Bu doğrultuda Almanya’nın başkenti Berlin’de “Demokratik Türkiye için Toplumsal Sözleşme Arayış” adlı konferansında Demokrasi İttifakı kuruldu.

Büyük kısmı sürgün hayatı yaşayan siyasilerden yönetmenlere, oyunculardan akademisyenlere, farklı cinsel yönelim temsilcilerinden Saadet Partili ve CHP’liler ve hatta İyi Partililerin de içinde olduğu grup “Reis Sonrası Türkiye’si”ni tartıştılar. 

Tüm bu hengameli ve büyük beklentili çalışmalarda elbette Kürtler de en ön safta yer aldılar. KCKD-E Eş Başkanı Yüksel Koç, Hasip Kaplan, Besime Konca ve Hatip Dicle gibi Kürt siyasetinin yakından tanıdığı Kürt siyasiler de bu toplantıda yerlerini aldılar.  

“Barış ve demokrasi”, “Kadın, LGBTİ, Ekoloji”, “Yoksulluk, işsizlik ve emek”, “halklar ve inançlar”, “Türkiye’nin rehabilitasyonu”, “Enternasyonal iletişim”, “Türkiye’de basın özgürlüğü” ve “Demokratik ittifak” gibi önerilerin sunulduğu konferans geçtiğimiz gün sona erdi. 

PKK medyasının amiral gemisi ANF’de de sıklıkla haberi ve reklamı yapılan bu konferansta öneriler kısmında Kürtler, Kürt Sorunu ve Kürtlerin Ulusal Taleplerine yönelik bir ana başlık açılmamış olması; PKK’li isimler için bir rutinin tekrarından başka bir şey olmadığından Kürt kamuoyunu derinden sarsabilecek bir etkisi de olmayacaktır. 

Ancak asıl sarsıcı olması gereken nokta ise Kürt Sorununu direkt olarak ele alan kişilerin Kürt siyasetçilerin yerine sadece gazeteci Ergun Babahan ve Eser Karakaş tarafından dillendirilmiş olmasıydı.   

Ulaşabildiğimiz konuşma metinleri doğrultusunda Hatip Dicle, Türkiye Cumhuriyeti’ni İttihat Terakki Partisi döneminden başlayarak 2071 hedeflerine kadar süren 171 yılı kapsayan geniş bir değerlendirme yapmış ancak Kürt sorununa spesifik olarak değinmemiştir.  

Türkiye’deki yapının farklı kesimlerini bir araya getiren toplantının Kürtler açısından tek ve belirgin çıktısının; işin “Hammaliyesinin” Kürtlere ait olacağından başka bir sonucu yoktur.  

Bu kadar hevesli kişinin bir araya geldiği; hatta Alman fonlarından yeteri kadar fonlanmadığı önerilerinden de belli olan Can Dündar’ın yeni bir televizyon ve haber ağı kurulması önerisi getirdiği bu toplantı; Kürtlere taşıyacakları yeni bir yük olacağının işaretini veriyor. 

Tüm bunların dışında AKP içi ve dışı siyasi aktörlerin Reis Sonrası Türkiye’si”ni düşünürken önemsemedikleri bir konu da Erdoğan faktörü. 

Her ne kadar Yaralı bir Aslan olsa da Erdoğan hala pençelerini kullanabilecek güçte; ve bu gücü kullanırken vereceği tahribatı da pek önemsemediği aşikar…