image

PeyamaKurd - Dünyanın üretim üssü olan Çin, ekonomik kazanımlarını kürselleşmeyle beraber elde etti. Fakat son dönemde ortaya çıkan Koronavirüsü Çin’de üretim gerçekleştiren ulusüstü şirketlerin tekrardan küreselleşmeyi sorgulamasına neden oldu.

Küreselleşme kısa sürelide olsa kazanımlar getirdi ama gelir dağılımındaki eşitsizliği arttırdı. Sermaye küresel çapta örgütlenirken demokratik mekanizmalar düşünülenin aksine gelişmedi. Peki küreselleşmenin yerine yerelleşme mi geçiyor? Dünyayı ne bekliyor?

The Guardian editörü Larry Elliot, küreselleşme olgusuna ilişkin kaleme aldığı yazısında, yerelleşmeye geçilebileceğini ve insanların da küreselleşmeye ulus devletler ile yanıt vereceği ifade ediliyor. 

Çin, geçen 30 yıl boyunca adeta dünyanın fabrikası haline geldi. Son birkaç haftadır ise ülkenin üretim merkezleri, koronavirüsün yayılmasını durdurmak için gerekli görülen lüzum üzere kapatılmaya başlandı. Pekin yönetimi, salgından hem kısa hem de uzun vadeli hasarlar doğacağından çekiniyor.

Çin’in Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) elçisi Zhang Xiangchen, bu hafta başında diğer üye ülkeleri, Çin’e ticaret kısıtlamaları getirmek için koronavirüsü bir bahane olarak kullanmamaları konusunda uyardı. Ülke bugün, on yıllardır ilk defa, ilk negatif büyümeye doğru ilerliyor.

'Yerelleşme hız kazanıyor'

Zhang’ın bu itirazı, satır aralarında gizlenen bir gerçeği de ayan beyan ortaya koyuyor. Çin, örtülü korumacılıktan şüphe duyuyor ve neredeyse kesinlikle haklı. Ticaret ve uluslararası sermaye akışının bir küresel hasıla payı olarak hızla yükseldiği açık pazarlar ve açık sınırlar dönemi sona erdi. Yerelleşme hız kazanıyor.

Çokuluslu şirketler, gelişmekte olan ülkelerdeki düşük ücretlerden yararlanmak adına tasarlanmış uzun küresel tedarik zincirlerinin faydası olduğu gibi, bir maliyetinin de olduğunun farkına varıyor. Koronavirüsün yayılması da muhtemelen, 90’lı ve 2000’li yıllarda, Batı’daki üretim merkezlerinden azgelişmiş ülkelere taşınan üretimin eve geri dönmesini savunan politikaları muhtemelen daha fazla teşvik edecektir. 

Yerelleşme daha önce özellikle, 1914 ve 1945 yılları arasında yaşanmıştı. Şimdi ise jeopolitik ve ekonomik hareketsizlik, artan eşitsizlik, küreselleşmeyi yönetmek için yeni siyasi yapılar geliştirememe sorunu ve yeni tehditlere yanıt olarak yeniden doğuyor. 

'Çöküş derin, iyileşme uzun'

Her yeni küreselleşme dalgası, serbest ticaret ve serbest piyasa vaatlerini yaymaya yetecek başat bir güç ve yeni bir şampiyon gerektirdi. Bu rolü 19. yüzyılın sonlarında İngiltere ve 20. yüzyılın ikinci yarısında ise ABD üstlendi. Ancak ABD’nin kendine olan güveni, Çin’in stratejik bir tehdit olarak yükselişiyle birlikte delindi ve bugün, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki güç mücadelesi giderek ısınıyor. Washington ve Pekin bir ticaret anlaşması imzaladığında borsalarda durum oldukça iyiydi, ancak bu daha ziyade Ağustos 1939’daki Molotov-Ribbentrop Paktı gibi bir tür formalite ateşkesiydi. Trump, önümüzdeki kasım ayında başkanlık seçimlerini yeniden kazanırsa düşmanlık devam edecektir. 

Ülkeler, 2008 mali krizinden bu yana zor zamanlarda savunmaya çekiliyor. En son ticari serbestlik dalgası, Komünizmin çöküşünün ardından geçen on yılda yaşandı; Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla doruk noktasına ulaştı.

Bu kısmen, küreselleşmenin geri besleme döngüsü nedeniyle büyümenin güçlü olduğu, ucuz ithalatın enflasyon oranlarını düşürdüğü, Batı ülkelerindeki faiz oranlarının düşük, varlık fiyatlarının ise yüksek olduğu bir dönemdi. Ancak mali kriz, yeterli kontrol ve etkin denetim olmaksızın küresel olarak işleyebilen bu sistemin zayıf yönlerini ortaya çıkardı. Çöküş derindi ve iyileşme uzun, ağrılı ve muhtemelen eksik olacaktı. Kaçınılmaz olarak ülkeler daha temkinli hale geldi.

'Eşitsizlik arttı' 

Küreselleşme karşıtı eğilim yükseldi, çünkü küreselleşmenin meyveleri öncelikle sermaye sahipleri tarafından toplanmıştı. Bu arada, tüketiciler bir süre düşük fiyatların keyfini sürmüştü, ancak dünyanın her yerinde eşitsizlik daha da artmıştı. Demokratik yönetimlerde insanların yaşam standartları durağanlaşır veya zar zor gelişirken, zenginlerin zenginleşmesine ne kadar dayanacaklarının da bir sınırı vardı.

Umut, her zaman ekonominin küreselleşmesine uygun, uluslararası bir yönetimin geliştirilmesiydi. Şayet sermaye küresel düzeyde örgütlenebilirse demokratik mekanizmalar da geliştirilebilirdi. Bu hiçbir zaman olmadı.

Geçen otuz yılda, küreselleşmeyi yönetmek için oluşturulmuş çok taraflı bir kurum olan DTÖ, bugün oldukça müşkül bir durumda. Öyle ki, DTÖ’nün iki ana işlevi vardır: Ülkeler için kapsamlı ticaret anlaşmalarının müzakere edildiği bir forum ve ticaret uyuşmazlıklarının çözülebileceği bir mahkeme sağlamak.

Şu anda her iki işlevi de yerine getiremiyor. Bu da ülkelerin küreselleşmeye, söz sahibi oldukları bir başka düzeyde yanıt verecekleri anlamına geliyor: Ulus devletler... 

Küreselleşme bugüne dek, pazarları daha büyük ve daha verimli hale getirerek herkes için refahı artırmanın bir yolu olarak pazarlandı. Bu model bir süre çalıştı, ancak çöktüğünde ve beraberinde kapsamlı bir teminat hasarına neden olduğunda, bir geri tepme kaçınılmazdı. Ortaya çıkan sonuç ise yerelleşme oldu.