image

PeyamaKurd - Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz Pazartesi günü Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne diplomatik bir ziyaret gerçekleştirdi.

Çavuşoğlu, görüşmede Kürdistan Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani, Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani ve Kürdistan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani ile görüştü. Hatırlanacağı üzere Çavuşoğlu son olarak, 2017 yılında başkent Erbil’e ziyarette bulunmuştu.

‘Kürdistan bölgede güçlü bir konuma ulaşıyor’

Türkiye’nin henüz çerçevesi belli olmayan bu ziyareti, Türkiye’nin Kürdistan’a ne için tekrar yakınlaştığı sorusunu akıllara getirdi. Ekonomik manada kötü günler geçiren Ankara’nın, Kürdistan’a gerçekleştirdiği bu ziyareti ilginçtir ‘Seçilmiş çevreler de’  eleştirmedi ve ‘Kürdistan’ın Türkiye ile olan görüşmesini’ öfkeli bir biçimde karşılamadı.

Bilindiği üzere Kürdistan Referandumunda, Kürtlerin iradesine yönelik birçok olumsuz açıklamalarda bulunan Türkiye, ‘Kapıları kapatırız aç kalırlar’ cümlesini kullanacak derecede politik bir küçülmeye kadar gitmişti. Fakat Türkiye’nin, Kürdistan’a olan son ziyaretini ‘Kürdistan’ın bölgede artık güçlü bir konumda olduğu, bölgede ekonomik dengenin merkezlerinden biri haline geldiği’ çerçevesinden okumak çokta zor olmasa gerek.

‘Türkiye’yi destekleyen ülkeler…’

Türkiye, ABD ile özellikle S-400 ve F-35’ler konusunda ayrılığa düşmüş durumda. Ayrıca Ankara’yı müttefik olarak gören ülkelerde de ihtilaller ve darbe girişimleri olmakta ve iktidarlar değişmekte. Venezuela’da Nicolas Maduro, Sudan’da Ömer El Beşir hükümeti, İran’daki ekonomik bunalım bunlardan sadece birkaç tanesi...   

‘Orta Doğu’da NATO ve AB müttefiki Kürtler’

Bu bağlamda ekonomisi sallantıda olan Türkiye’nin, bölgede giderek güçlenen ve NATO ile Avrupa Birliği’nin (AB) Orta Doğu’daki en yetenekli ve en dürüst müttefiki haline gelen Kürtlere yakınlaşması, bir zorunluluk temelinde okunabilir. Yoksa Türkiye’nin Kürtlere bakış açısı değişime uğramış değil. Başka bir manada anlatmak gerekirse, geçtiğimiz günlerde Japonya’da başlayan Kürtçe derslerine tahammül edemeyen bir Türkiye devlet sistemi hâlâ karşımızda durmakta.

Mevlüt Çavuşoğlu Irak ve Kürdistan ziyareti çerçevesinde yaptığı bir açıklamada, ‘Irak’taki önceliğimiz Türkmenlerin hak ve özgürlüklerini korumaktır” dedi. Söz edilen Türkmenler ise Irak genelinde Türkmenlerin neredeyse %10’unu dahi temsil edemeyen Türkiye’de faaliyet gösteren MHP benzeri bir partidir.

‘Barzani: Rojava konusunda endişeliyiz’

Mesrur Barzani de Mevlüt Çavuşoğlu’nu makamında kabul eden isimler arasında idi. Barzani kanadından görüşme sonrası yapılan yazılı açıklamada “Çavuşoğlu’na, Rojava’daki Kürtler konusunda endişelerimizi ilettik” dendi. Bakan Çavuşoğlu, ziyarete ilişkin paylaştığı bir videoda ‘ne Kürdistan görüşmesinden bahsetti ne de videoya Mesrur Barzani ile olan görüşmeye yer verdi!’

Mesrur Barzani’nin, Türkiye’ye verdiği mesaj açık ve net olacak ki Türkiye, artık Kürdistan Bölgesi’nin ülkelerine karşı aynı şekilde hareket etmediğini hissetmiş olmalı. Bu noktada Mesrur Barzani’nin Rojava mesajı dikkate alınması gereken başat bir faktördür.

Kürdistan Hükümeti, her ne kadar bazı kesimler tarafından acımasız bir şekilde eleştiriye tabii tutulsa da bazı noktalarda devlet işleri gereği politik kurallara göre hareket etmektedir. Fakat Kürdistan Hükümeti hiçbir zaman kendi değerlerine, milletine sırt çevirecek bir yapıda da değildir.

Çünkü Kürdistan Hükümeti ‘bağımsızlık geleneğinden’ gelen motife sahip bir sistem üzerine inşa edilmiş refleks ile donatılmıştır.

‘Türkiye’nin Erbil’e yakınlaşma isteği’

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kapıları, vanaları kapatırız aç kalırsınız” sözleri hala Kürt milletinin aklında iken, son yerel seçimlerde “Def olun Kürdistan’a gidin” sözlerinden sonra Türkiye iç işleri bakanının Kürdistan’ı ziyaret etmesi ve Kürdistan kanadının Rojava’yı gündeme getirmesi, Türkiye’nin bölgede giderek yalnızlaştığı, Kürdistan’ın ise Orta Doğu’da güçlenen bir pariteye doğru ilerlediğinin en açık göstergesidir.  

Bilindiği üzere ‘Erbil ile ilişkilerimizi normale döndürmek’ istiyoruz teklifi de Türkiye kanadından gelmiş bir çağrı idi. Bu çağrı doğru okunduğu takdirde ‘Kürdistan’ın da diğer global ülkeler gibi Türkiye’nin politik olarak yalnız kaldığını bildiğini’ göstermektedir.

Bu minvalde NATO ve AB’nin Kürdistan ile dostluğu pekişirken, Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik nasıl bir politika izleyeceği ise merak edilen konular arasındaki yerini koruyacaktır.