image

PeyamaKurd - Rojava’da Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) petrol ve doğal gaz üzerindeki hakimiyeti yapıya karşı olan kesimleri rahatsız etmeye devam ediyor.

Rojava’daki Özerk yönetim ile DSG’nin denetim alanında bulunan petrol ve doğal gaz kaynakları üzerindeki denetimi başta Rusya, Suriye, İran ve Türkiye’yi rahatsız etmeye devam ettiği belirtiliyor. 

Şam’da bulunan ve konu ile ilgili haber hazırlayan DW Türkçe’den Hediye Levent’in haberi şu şekilde:

Rojava’da, Suriye Demokratik Güçleri'nin petrol ve tarım açısından kıymetli bölgeleri kontrol etmesinden Şam kadar Türkiye, Rusya ve İran da rahatsız.

“Şam’ın yanı sıra Türkiye, Rusya ve İran da rahatsız” 

Rojava’da Kürtlerin, Araplar ve Süryanilerle birlikte kurdukları öz yönetimin kontrol ettiği bölgeler, petrol ve tarım açısından kıymetli topraklar olarak biliniyor. Şam'ın yanı sıra Türkiye, Rusya ve İran bu durumdan rahatsız olduğunu dile getirirken, konu üç ülke liderinin bir araya geldiği son zirvenin de gündemindeydi. Telekonferans yoluyla gerçekleştirilen zirvenin ardından yayınlanan deklarasyonda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği vurgu yapılarak, "Suriye Arap Cumhuriyeti’ne ait olması gereken petrol gelirlerine yasa dışı şekilde el konulmasına ve transfer edilmesine yönelik itirazlarını beyan etmişlerdir" ifadeleri kullanıldı.

Şam ve öz yönetim ile gelişmelere dahil olan veya yakından izleyen taraflar açısından, Suriye Demokratik Güçleri'nin (DSG) ekonomik açıdan kıymetli bölgeleri kontrol etmeleri ve Kürdistan Bölgesi ile ticaret yaptıkları iddialarının ekonomik ve siyasi boyutları öne çıkıyor. Kürtler Fırat'ın doğusundaki öz yönetimin Kürtlerin yanı sıra Arap ve Süryaniler gibi bölgede bulunan diğer etnik gruplardan oluştuğunu savunuyor. Şam ve Ankara ise öz yönetimi ve silahlı gücü olan Suriye Demokratik Güçleri'ni sadece Kürtlerden oluşan yapılar olarak kabul ediyor. Bu çerçevede Şam DSG’nin elindeki bölgelerin ekonomik değerinin yanı sıra bu bölgelerin ABD’nin desteği ile kontrol edilmesine tepki gösteriyor.

“Şam: DSG petrolü ve kaynakları çalıyor” 

Birçok kitap ve farklı bilimsel çalışmalara imza atan ekonomist Dr. Hayyan Süleyman, Suriye Demokratik Güçleri ve öz yönetim ifadelerine "şerh düşmek istediğini" belirtiyor. Dr. Süleyman’a göre, "DSG, hain çetelerden müteşekkil ve ABD’nin talebi doğrultusundan Suriye’den bağımsızlık almayı hedefliyor." 

Yine Suriye petrol ve gaz rezervlerinin yüzde 70’inin DSG kontrolündeki bölgelerde bulunduğuna dikkat çeken Dr. Süleyman, "Tırnak içinde Suriye Demokratik Güçleri bu bölgeyi ele geçirdikten sonra petrolü ilkel yöntemlerle çıkararak çalmaya başladılar. Sesli, görüntülü ve belgeli kanıtlarımız gösteriyor ki, bu petrol kaçak yollarla Türkiye’ye ve Irak Kürdistanı’na naklediliyor" dedi. Dr. Süleyman petrol, gaz ve buğday başta olmak üzere tarımsal üretim açısından DSG’nin kontrolündeki Deir Ez Zor, Haseke ve Rakka’nın Suriye’nin servetinin yüzde 58’ini oluşturduğunu belirtiyor. Ekonomiste göre, Suriye savaş öncesi döneminde günlük 385 bin varil petrol üretirken bu miktar bugünlerde 24 bin varile kadar indi.

“ABD’nin Sezar Yaptırımları ve Şam” 

Yine savaş öncesi dönemde üretilen petrolün yarısından fazlası dışarıya satılıyordu ve geliri de devletin döviz gelirlerinin yüzde 52’sini karşılıyordu. HSD'nin kontrolündeki Haseke Suriye’nin buğday deposu olarak biliniyor. 

Dr. Süleyman dahil Şam’dan değerlendirme yapan birçok isim petrol ve hububatın DSG bölgesinde kalması ABD’nin 17 Haziran’da uygulamaya koyduğu Sezar Yaptırım paketinin Şam’a yönelik etkisini çok daha derinleştirebilir. "Arabulucular üzerinden ticaret olabilir" Fırat’ın doğusundaki öz yönetim kontrolü altındaki bölgelerde bulunan kaynakların ticaretinin yapıldığını reddetmiyor ancak Şam’ın “sistematik ticaret" söylemine karşı çıkıyor.

“Türkiye'nin rahatsızlığının karşılığı yok”

Qamişlo’da yaşayan Kürt Gazeteci Haki Şeyhmus, "Resmi olarak Suriye’nin kuzeyindeki öz yönetim ile Kürdistan Bölgesi arasında ticari ilişki yok. Ama iki taraf arasında Semelka sınır kapısı, Dicle Nehri ve El Velid gibi geçitler var. Arabulucular ve tüccarlar üzerinden ticaret olabilir" dedi. 

"Öz yönetimin bulunduğu konum sebebiyle Türkiye’nin, Şam’ın ve Irak'ın kuşatması altında olduğunu” savunan Şeymus’a göre, Heseke’den Irak’a açılan Semelka dahil birkaç geçit "nefes borusu" gibi. Suriye’deki petrol kuyularının ve rafinerilerinin savaş sebebiyle büyük ölçüde kullanılamaz durumda olduğunu savunan Şeyhmus, "Öz yönetim bunları tamir edecek durumda değil. Sadece Haseke’de sağlam olanlar var onlardan petrol çıkarılıyor. Bunun bir kısmı yerli aracılarla Suriye devletinin tarafına gönderiliyor. Kalan kısım da yerel (ihtiyaç) kullanım için" dedi. 

"Türkiye'nin rahatsızlığının karşılığı yok" Türkiye, Rojava’dakii öz yönetimi ve silahlı gücü olan DSG’yi kendine tehdit olarak değerlendiriyor. Türkiye, DSG’nin ana unsuru olan YPG'yi terör örgütü olarak kabul ediyor. DSG içindeki bu yapıların bağımsızlık hedefiyle hareket ettikleri değerlendirmesini yapıyor ve ABD’nin bu yapılara verdiği destekten rahatsız oluyor.

Şeyhmus’a göre, "Türkiye’nin bu rahatsızlığının sahada karşılığı yok çünkü öz yönetim, öz yönetimdeki herhangi bir siyasi güç veya askeri kanat Suriye’den bağımsızlık talep etmiyor." "Türkiye, bağımsızlık konusunu Suriye’ye müdahale için bahane olarak kullanıyor" iddiasını öne süren Şeyhmus, "Türkiye’nin Suriye’de desteklediği grupların bölgelerine bakalım. Bazı bölgelerde Türk bayraklarını, Türkiye’nin kamu kurumlarını, Türk parasının kullanıldığını, Türkçenin ana dil olduğunu görüyoruz. Bu bölgelerle Türkiye arasında sınırlar, geçişler açık" dedi.

Türkiye neden rahatsız? 

Peki Şam ile diplomatik ilişkileri kesik olan Türkiye, DSG’nin petrol bölgelerini kontrol etmesinden neden rahatsız? Bir süre Irak dahil çeşitli ülkelerde diplomatlık görevi de yapmış olan gazeteci Aydın Selcen’e göre Ankara Fırat’ın doğusundaki öz yönetim ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin ortaya çıktığı dönemleri özdeşleştiriyor. Selcen, "Ankara penceresinden bakıldığında değişmeyen gerçek şu; birincisi Irak’ta olduğu gibi Suriye’de bir özerk Kürt bölgesine müsaade edilemez. İkinci olarak da, Kürt bölgesinin PKK uzantısı PYD tarafından yönetilecekse, hele hele buna hiç müsaade edilemez diyor Ankara" şeklinde konuştu. 

Kürtlerin kontrolündeki bir petrol tesisi Şam’dan yapılan değerlendirmelerde, DSG’nin ekonomik açıdan kıymetli bölgeleri elinde tutmasının Şam-öz yönetim arasındaki görüşmeleri doğrudan etkileyebileceği öne sürülüyor.

Selcen, Ankara’nın da benzer bir görüşe sahip olduğunu belirterek, "Kürtlerin ya da daha genel anlamda Suriye Demokratik Güçleri’nin Şam’ın masaya oturtulması için kolunu bükmesinin iki yolundan biri bu. Diğeri, oradaki simgesel de olsa birkaç yüz kişilik ABD askeri mevcudiyeti" diye konuştu.



DW Türkçe