image

PeyamaKurd - Rus ve Türk birlikleri, Rojava’da "güvenli bölge" adını verdikleri noktalarda devriye atmaya başladı.

BBC'de yer alan habere göre Türklerin güvenli bölge planı, ülkedeki Suriyeli mültecileri, Suriye sınırındaki güvenli bir alana yerleştirmek ve terörist olarak gördüğü Kürt savaşçıları oradan uzaklaştırmak.

Teoride, kavram basit görünüyor. Ancak uygulamada - Bosna ve Ruanda'dan Irak ve Sri Lanka'ya kadar olan çatışmaların gösterdiği gibi - güvenli bölgelerin çalışma yapısı daha zor.


Rojava’da Neler Oluyor?

ABD birliklerinin geçen ay Rojava’dan aniden çekilmesi, Türkiye'nin sınır ötesi bir saldırı başlatmasına yol açtı.

Türkiye, Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleriyle (SDG) çıkan çatışmaların ardından, Kürt savaşçılar 30 km (18 mil) mesafeden geri çekilmeyi kabul etti. Diğer yandan Türkiye ile Rusya arasında yapılan anlaşmaya göre, ortaya çıkan "güvenli bölge", Türkiye ve Türk destekli isyancıların kontrolünde olacak.

ABD Başkanı Donald Trump, taraflar arasındaki anlaşmayı "büyük bir başarı" olarak nitelendirdi. 

Almanya kanadından ise bölgeyi korumak için Birleşmiş Milletler (BM) birliklerini kullanma fikri ortaya atıldı.

Ancak uzmanlar güvenli bölge kayıtlarının olumlu anlamda ilham vermediğini söylüyor ve Türklerin planına göre de Kürtleri yerinden etme, etnik temizlik riskine sokma gibi durumlar bulunuyor.

Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (HRW) Ahmed Benchemsi, “Sadece bir milyon kişiyi yerinden edemez ve onları hiç kimsenin ülkesine koyamazsınız” diyor.


'Güvenli Bölge' Nedir?

"Güvenli alanlar", "korunan alanlar", "insani koridorlar" ve "güvenli alanlar" gibi farklı terimler duymak yaygındır, ancak esas olarak aynı şeyleri kast etmektedirler.

Asıl amaç çatışmadan kaçan sivilleri korumak. HRW, güvenli bölgeleri "Tarafların askeri kuvvetlerin konuşlandırmayacağı veya saldırmayacağı bir silahlı çatışma anlaşmasıyla belirlenmiş alanlar" olarak tanımlamaktadır.

Her ne kadar teknik olarak askeri faaliyet ve altyapıyı yasaklayan “silahsızlaştırılmış bölgeler” ve askeri uçakların bölgede faaliyet göstermesini yasaklayan “uçuşa yasak bölgeler” den farklı olsa da, genellikle aynı anlamı taşırlar.

ABD, İngiltere ve Fransa'nın kuzey ve güneyde iki uçuşa yasak bölge ilan ettikleri 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra Irak'taki durum da buydu. Bunu, kuzeydeki Kürtler ve Saddam Hüseyin’e karşı ayaklanmaları acımasızca ezilmiş olan Şii hakimiyetindeki sivilleri korumak için yaptılar.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de güvenli bölge(ler) kurma yetkisine sahipti ve bunu daha önce 1993'te Bosna Hersek, 1994'te ise Ruanda'da yaptı.


Güvenli bölgeler iyi bir fikir gibi geliyor, peki sorun ne?

Çok az kişi, herhangi bir çatışma bölgesinde siviller için güvenli bölge oluşturma kavramının övgüye değer olmadığını savunuyor. Teoride bu "korunan" alanlarda, insanlar yiyecek, barınma, tıbbi bakım gibi güvenli durumlara daha çabuk erişim sağlayabiliyor.

Ayrıca güvenli bölgelerin, altyapıya baskı yapacakları ve siyasi gerginliği körükleyecekleri komşu ülkelere toplu göçü önlediği iddia ediliyor. Mültecilerin, kültür, dil ve sosyal normlara aşina oldukları, menşe ülkeleri içerisinde güvenli bir bölgeye yerleştirilmeyi tercih ettikleri de iddia edilmektedir.

Bununla birlikte bir çatışma bölgesinde, savaşan taraflar arasında yapılacak anlaşma verimli değildir çünkü söz konusu anlaşma bozulursa, savaştan kaçmak için oraya kaçan siviller yeniden saldırı riskine gireceklerdir.

Benchemsi, "Sık sık ve belki kaçınılmaz olarak [güvenli bölgeler] güvenlik sorunları yaşıyor" açıklamasında bulunuyor. Ayrıca, Belli bir etnik ya da dini grubun büyük bir sivil nüfusunun mezhep çizgileri boyunca saldırıya açık olabileceğini dile getiriyor.

Benchemsi, Silahlı savaşçıların güvenli bölgeyi meşru bir askeri hedef haline getirerek siviller arasına karışma riskinin de olduğunu söylüyor. 


Diğer 'güvenli bölgelere' ne oldu?

Çoğu durumda, güvenli bölgeler, ironik olarak, belirgin bir şekilde tehlikeli olduğunu kanıtlamıştır. Bazı başarı örnekleri olsa da, bazı durumlarda hayat kurtarmaktan ziyade maliyet için eleştiriliyorlar.

Benchemsi, "Tarihe baktığımızda, kitlesel çatışmalarda yaratılan güvenli bölgeler nadiren güvenli oldu" ifadelerini kullanıyor.

En kötü başarısızlık 1995'teki Bosna Savaşı sırasında yaşandı. Savaş, Bosnalı Sırpları Bosna-Hersek'in eski Yugoslavya'dan kopmasını isteyen Bosnalı (Boşnak Müslüman) ordusuna karşıydı. Çatışmanın zirvesinde, 1993 yılında BM barışı koruma kuvvetlerinin koruması altına giren altı güvenli bölge ilan etti.

Güvenli bölgelerden biri, binlerce Müslüman'ın hafifçe korunan bir BM denetimindeki güvenli yer ‘Srebrenitsa’ kentindeydi.

Kasaba, Gen Ratko Mladiç liderliğindeki Bosnalı Sırp saldırısı sırasında düştüğünde, BM barış gücü teslim oldu. 8 binden fazla Boşnak katledildi. Bu olay 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın en ölümcül vahşeti olarak adlandırıldı.

Srebrenica'da olduğu gibi, 1994 yılında Ruanda iç savaşı sırasında da güvenli bir bölgenin yaratılmasının ardından kan dökülmüştü. Tutsi azınlığının, Hutu yanlıları tarafından katledilmesi, Fransız ordusunun BM destekli bir müdahalesine yol açtı. Fransızlar tarafından kurulan güvenli bir bölgenin yerinden edilmiş sivilleri koruması gerekiyordu. Ama olmadı.

Diğer yandan Kuzey ve güney Irak'taki uçuşa yasak bölgeler, Kürtleri ve Şii Müslümanlarını Saddam Hüseyin'in kuvvetlerinden korudukları sürece etkili olarak kabul edildi.

Ancak BM Güvenlik Konseyi'nden onay alınmadan uluslararası meşruiyetten yoksun kaldılar ve hayatlarını ne ölçüde kurtardıkları da sorgulandı. Uçuşa yasak bölgeler yürürlüğe girdiğinde ABD, Fransa ve İngiltere bombalamalar sırasında yüzlerce Iraklı sivil öldürmekle suçlandı.

Bu vakaların gösterdiği gibi, güvenli bölgeler tartışmalı bir geçmişe sahiptir. Sonuçlar karışık. Uzmanlar, iyi niyetlerin her zaman iyi sonuçlara varmadığı konusunda hemfikirler.

“Kimin savaş kurbanı olarak nitelendiğine ve kimin korunmaya layık olduğuna karar vermede kesinlikle siyasi bir bakış açısı var.”

 

Çeviri/Düzenleme | PeyamaKurd