image

Demokratik İslâm Kongresi’nin 3. Olağan Kongresine hazırlık mahiyetinde, Ankara’da, bir çalıştay gerçekleşti bugün. HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Ayhan Bilgen’in yanı sıra Saadet Partisi milletvekili Cihangir İslam ve DİK üyelerinin de konuşma yaptığı çalıştay, iktidar İslâmcılığı ve takva konuları özelinde İslâmî meseleleri tartıştı, izaha çalıştı.

Elbette belirli bir süre zarfına sığdırılamayacak kadar geniş iki konu bunlar. Özellikle takva meselesi, kişinin kul olma bilinciyle alakalı olduğu için dinin özünü yansıtan bir konu olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. 

Takva demek, özet olarak sorumluluk sahibi olmak demektir. Kişi öncelikle kul olduğu ve bir kul olarak da yaratıcısının var olduğu bilincine varmalıdır. Allah’a kul olan kişi de sadece Allah’a kul olmalı ve O’nunla arasına hiçbir aracı koymamalıdır. Çünkü Allah, kuluna şah damarından daha yakındır.

Kul, aynı zamanda, Allah’tan başka hiçbir yaratıcı, şefaatçi, yardımcı, otorite, mutlak lider, efendi kabul etmemelidir. Bütün kullar Allah’ın karşısında eşittir ve böylelikle kullar da kendi aralarında eşittir. Dil, din, ırk, cinsiyet, kültür, yaşam biçimi fark etmeksizin bütün insanlar, yani bütün kullar İslâm’a göre eşittir.

Kişi kul olma bilince vardıktan sonra diğer kullarla, hayvanlarla, nebatatla, bir bütün doğayla, yani bütün kâinatla uyum içerisinde yaşamak durumundadır. Çünkü kâinatta zerreden küreye her şey Allah’ındır, Allah’ın varlığına delildir, Allah’ın azametinin göstergesidir ve azizdir, mübarektir. 

İşte aslında din denilen olgu tam olarak da budur. Din, yaşam biçimi demektir. İslâm ise barış, barışçıl olmak, barış içinde yaşamak ve barış yurdu inşaa etmek demektir. Kişinin öncelikle kendisiyle barışması, sonra yaratıcısıyla barışması, sonra çevresiyle, diğer insanlarla, hayvanlar ve nebatatla barışıp bir uyum içerisinde yaşamasıdır. Yaşamını da bir sorumluluk bilinciyle taçlandırıp bu yolda gayret etmesi, mücadele etmesi demektir.

Yüce Allah kâinatı yaratmış ve insanı da Dünya denen bu gezegende halk etmiştir. Geçici bir hayat yaşadığımız dünyada yaptıklarımız ahiretimizi belirlemektedir. Bu dünyayı güzelleştirmek, iyiliğin hâkimiyetine sokmak, cennet haline getirmek de bizlerin hür iradesine bırakılmıştır. Yani aslında yaşanan her kötülük, barış mücadelesini yürütememiş insanlığın başarısızlığıdır. Ahiretini bu dünyada hazırlayan insanlık için huzursuz edici, rahat bozucu bir konudur bu yani.

İktidarcı anlayış da bu çerçevede değerlendirilebilinir. Kâbe’nin anahtarına sahip müşrik aristokrat kabile reislerinin hâkim olduğu Mekke’de doğmuş bir dindir İslâm. Sosyal adaletsizlik, kölecilik, din tüccarlığı, fitne, bozgunculuk almış başını gitmiştir... Bu anlayışı kökten reddeden ve mahkûm eden İslâm ise barışçıl mesajını maalesef uzun süre devam ettirememiştir.

Muhammed öldüğünde cesedini üç gün yerde bekleten ve onu defnetmek yerine iktidar mücadelesi içerisine giren ilk halifeler, cahiliye devrinin şirk dinine geri dönmüşlerdir. Halifeler sultanlaşmış, barışçıl olan din fetihçi olmuş, putları yıkanlar soyut putlar dikmiş, Allah’a takva ile inananların sayısı azalmış da azalmıştır...

Muhammed’in ölümüyle birlikte bir “karşıt-İslâm” doğmuştur. O zamanlarından bugüne değişen bir şey yok maalesef. Firavunların, Nemrutların, Bel’amların, Karunların, Hamanların devrinde yaşıyoruz. Bir yanda 4,5 milyara (eski parayla katrilyona) uçak sahibi olanlar ve 1000 odalı saraylarında dindarca yaşayanlar var, bir yanda da oğluna pantolon alamadığı için intihar edenler ve intihar ettiği için cehenneme gideceğini söyleyenler var...

Oysa biliyoruz ki; barışçıl olmayan, yeryüzünde fesat çıkaran, Firavun gibi kendine tapınılmasını isteyen, Nemrut gibi kendine biat edilsin isteyen, Bel’am gibi dinin sahibi olduğunu iddia eden, Karun gibi biriktirdikçe biriktirenler ve onlara destek olan, hatta meyleden kişiler ancak sonsuz azapla cezalandırılacak birer kâfir, azılı birer müşriktirler.

Oğluna pantolon alamadığı için hayatına kıyan arkadaşımız da hepimizin günahıdır. Yeterince takva sahibi olmadığımız açık göstergesidir.

 

Cihat Emir Aykaç

22.09.2018